21 Şubat 2011 Pazartesi

Sn.Okan İnanç'tan 22. Hafta (Beşiktaş-Fenerbahçe) Maç Yorumu



Beşiktaş - FENERBAHÇE: (2 - 4)

Fenerbahçe son haftalarda üst üste galibiyetler alıp, şampiyonluk yolundaki rakipler de puan kaybettikçe rahatlamıştı. Bu nedenle artık Beşiktaşla oynanacak deplasman derbisi için bir puan dahi yeterli olur diye düşünenler çoğalmıştı. Kazanılması halinde ise bir gün için de olsa ilk kez liderliğe yükselinecekti. Beşiktaş için de kötü bir Avrupa maçı sonrası prestij maçıydı. Maç beklenildiği gibi Fenerbahçe’nin golü aramasıyla başladı. Son zamanlarda yaptıkları gibi tüm takım top rakipteyken her topa 2-3 kişiyle koşuyor, topa sahip olunduğunda ise tüm oyuncular sadece rakip kaleyi düşünen hızlı ve ayağa paslaşmalar yapıyordu. Ne var ki bu baskılı futbol fazla uzun sürmedi.

Beşiktaş’ın Dinamo Kiev’den yediği 4 gol de duran toplardan (birisi penaltı) gelmişti. Bunun korkusu ile ilk serbest atışta Selçuk’un kafa vuruşuna birlikte sıçrarlarken Necip’in de kafasını topa yaklaştırması sonucunda birlikte golü attılar. Ne var ki Selçuk’un kafa vuruşuna bir savunma oyuncusunun kafasını koyması bu golü “kendi kalesine” şeklinde yorumlatması yanlıştır. Bu gol Selçuk’un golüdür. Bir futbol gerçeği olarak bu gol sonrası Beşiktaş da iyi bir futbol oynamaya ve golü düşünmeye başlamıştı. Devre biterken sahanın en zor durumda kalan oyuncusu Ekrem kendisinden beklenmeyen bir performansla önce önüne çıkan Andre Santos’u geçip müthiş bir şutla Volkan’ı da geçiyordu.

İkinci yarıya da Beşiktaş beklenmedik iyi futbolla başlayıp 2. Golü de bulunca birden Fenerbahçelilerin başlangıçtaki tüm ümitleri yok olmak üzereydi ki başka bir beklenmeyen olay gelişti. Ferrari Lugano ile maç boyunca yaptığı mücadelede pes etmek üzere olduğundan sinirlenerek rakibinin yüzüne sert bir şekilde vurunca kırmızı kart gördü. Televizyon yorumcularının “ceza sahası içinde Lugano- Ferrari” mücadelesi yorumları da pek bir şey göremediklerinin ispatı gibiydi.

Fenerbahçe’nin yorumcularca anlaşılamayan duran top taktiği eski hocalarından miras kalmış bir taktiktir. Selçuk da duran topta golünü bu taktikle atmıştır önceki maçlarda Lugano’nun golleri de bu taktiğin sonucudur. Lugano her serbest atış sırasında ceza sahasının dışında durmaktadır. Atış yapılırken koşusuna başladığında ise Lugano’yu izlemekten topa bakamayan rakip oyuncular (ki bu maçta bu kişi Ferrari’dir) onun yolunu ya faulle kesmeye çalışmaktalar ya da golüne razı olmaktadırlar. Hani ünlü bir araştırma sorudu var ya: “Duran toplarda adam adama savunma mı yoksa alan savunması mı daha doğrudur” şeklinde. İşte Fenerbahçe’nin bu taktiği sırasında alan savunması yapamayan takımlar çaresiz kalmaya devam edeceklerdir.

Bu maçta Kırılma noktaları da çoktu, maça damgasını vuran olaylar da, maça damgasını vuran kişi de. Tabii bu kişi bir derbi maçında üçleme yapabilen az sayıdaki oyunculardan olan Alex’di. Üstelik Alex maçın büyük bir bölümünde sahada yok gibiydi. İşte zaten Alex’in futbolu da böyle yok sanılırken ortaya çıkan bir futbol gösterisi sunmasından kaynaklanıyor. Olaylar derken tabii ki Lugano’nun neden olduğu kırmızı kart maçın seyrini değiştirmişti. Kırılma noktası da Volkan’ın % 99 gollük bir pozisyonda Almeida’nın ayağından topu çelmesiydi. Dia’nın ise bu maçta top ayağındayken “tutulamaz” sıfatının herkesçe kabul edilmesi bu farklı skorun hak edilen bir skor olduğunu anlatmakta.

Beşiktaş’ın başta Quaresma olmak üzere oyunda hâkim duruma geçtiğinde ise takımın tek hatası bu oyuncuyu sağ çizgide tek kişiyle karşılama yanlışıydı. Çoğu zaman karşısına geçen Santos’a yardım edecek bir başka oyuncu yanına gelmiyor ve tehlikeli pozisyonlar doğabiliyordu. Beşiktaş’ın üstün olduğu dakikalar da bu kanattan gelişmekteydi. Maç sırasında bunun çözümünün bulunması gerekirdi.

Fenerbahçe çok önemli bir 3 puanı deplasman derbisinden çıkartıyordu. Beraberliğin dahi telafi edilebilecek bir sonuç olduğu hesaplanırken bu 3 puan şampiyonluk yolunda çok önemli bir artı oluşturtmuştur. Gelecek maçta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM. Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/

15 Şubat 2011 Salı

Sn.Okan İnanç'tan 21. Hafta (Fenerbahçe-Kayserispor) Maç Yorumu



FENERBAHÇE- Kayserispor: (2 - 0)

Bu maç da önceki maçlarda hep sorulan “bir devam maçı olacak mı?” sorusunu taşıyordu. Üstelik kazanılması halinde averajla bu yıl ilk kez 2.liğe yükselinecekti. Son haftalarda olduğu gibi Fenerbahçe maça çok hızlı başladı. Buradaki “hızlı başlamak” tanımı şöyle açıklanabilir: Top rakipteyken 2-3 kişiyle bastırmak, top ayağa geçtiğinde de çabuk ve ayağa hızlı paslarla ileriye doğru oynamak. Bu oyun tarzı da erken gol getirdi. Presle rakip ceza sahası yakınında alınan top 3 pas sonra Niang’ın ayağından Kayserispor ağlarındaydı.

Ne var ki golden sonra gene izleyenleri korkutan yavaşlatılmış oyuna da dönüverdiler. Volkan Rüştü Ağabey’inin hatırası mirasa devam ederek henüz 15. Dakika dolarken vakit geçirme kurnazlıklarına başlamıştı bile. Bu ise bir Fenerbahçe kalecisine yakışmayan davranışlar silsilesiydi. Diğer oyuncular da Volkan’ın yavaşlatma performansına uyunca izleyicileri bir korku da sarmaya başlamıştı. Bir golle devam eden bir maçın son 15 dakikasının “Fredinin Kabusları” filmi gibi geçeceğini öngörenlerin korkusuydu bu.

Futbolculardaki yavaşlamanın bir diğer nedeni ise “risk yüklenme” korkusuydu. Hızlı oyunda gol ararken hata yapma olasılığını göz ardı eden tüm oyuncular öne geçince bir hata nedeniyle gol yenilmesine neden olma korkusuna kapılmaya başlamışlardı. Neyse ki Lugano’nun farkı 2’ye çıkartan golü geldi de hem oyuncular hem de taraftarlar rahatladılar. Lugano’nun golü gene bir Aragones mirası goldü. Bir gazete “Lugano’nun sırrı” başlığı ile Alex’in kornerlerindeki asistinden söz etmekte. Bu ise Kornerleri de, serbest atışları da asist kabul etme saçmalığının bir sonucu.

“Lugano’nun sırrı” Alex’in kornerleri olmayıp Aragones’in bu takıma kattığı az sayıdaki katkılardan birisinde saklı. Onun öğrettiği şekil rakip kaledeki kornerlerde ceza sahası içinde sadece santrafor kaleciye yakın dururken tüm diğer gol arayanlar ceza sahası dışında topa vurulmasını beklerlerdi. Topa vurulmasına yakın kaleye doğru koşmaya başladıklarında rakip savunma topa mı yoksa tutmaları paylaşılmış oyunculara mı bakacaklarını bilemezlerdi. Bu çok güzel korner taktiği yavaş yavaş terk edilirken sadece Lugano uygulamaya devam ederek bu yıl kornerlerden kafayla 5. Golünü atmış oldu. Oysa bu taktiğin tüm oyuncularla denenmeye devam edilmesi gerekir.

Bana göre maçın en iyisi Selçuk olarak izlendi. Selçuk önemli bir aşama gösterdi. Sadece top ayağındayken değil top rakipteyken de takımına çok yararlı olmakta. Devamlı pozisyon incelemesi yaparak savunmadaki arkadaşlarını, rakiplerinin durumunu saptamaya çalışarak pozisyon alması en önemli özelliği olmaya başladı. Yalnız kendine olan güveni arttıkça rakibe çalım atarak önünü boşaltmaya çalışması bir iki kere top kaptırmasına neden oldu ki bunlara dikkat etmesi gerekecek. Selçuk’la birlikte hocasının ilk kez ön orta alan oyuncusu olarak oynattığı Mehmet Topuz da başarılı bir maç çıkardı. Bu ikilinin Emre olmadığı zaman takıma Baroni’li ikiliden daha fazla yararlı olacağı da anlaşılmakta. Bu maçta Yobo’nun ön plana çıkmasının bir nedeni de Lugano’nun Beşiktaş maçı öncesi sarı kartının bulunmasıydı. Hocalarının ilk hamle sıralamasında önceliği Yobo’ya vermiş olduğu belli olmaktaydı. Alex hem çok koşan görünümüne devam ederek pres bile yapmaktaydı. Ne var ki topa çok sahip olunca bu maçta hata sayısı da biraz fazlaydı. Niang ise Güizavari birkaç golü kaçırmamış olsa maç açık farklı galibiyetle sonuçlanacaktı. Dia’da çizgide tutulması zor bir oyuncu olduğunu ayağına gelen çok sayıda topla ispatladı.

Diğer tüm oyuncular da vasatın üzerinde oynama günlerinde olduklarından bu zor maç kolay kazanılmış oldu. Ne var ki 2. Gol gelmeyecek olsa aynı düşünceler iletilemeyecekti. Bu arada gözler Stoch’u da aramaya devam etti. Bu klâs oyuncudan yararlanmak gerekiyor gibi. Fenerbahçe 4 de 4 başladığı sezonun 2’ci yarısında adım adım ilerlemeye devam ederek 2. liğe ulaşırken Beşiktaş maçını beklemeye başlıyor.

Gelecek maçta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM. Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/

Dünden Güne Fenerbahçe


İngiliz Medyası Torres'in transfer dedikoduları çıktığından 118 yıllık tarihlerini 10 isimle anlatacak bir çalışma yapmış.
Bu çalışmanın bir benzerini Fenerbahçe'ye uyarlamaya çalıştım.Tarih yatan mazimizdeki efsanelerden sadece kronolojiye uygun isimler seçilmiştir.

10 İsimle Dünden Güne Fenerbahçe

Kurucularımızdan , büyük kaptanımız Galip Kulaksızoğlu, Zeki Rıza Sporel ile aynı takımda oynamışlar.

19 yıl boyunca çubukluyu terleten, General Harrington Kupasını kaldıran Zeki Rıza Sporel'de Fikret Kırcan ile aynı takımda oynamıştır.Hatta bir maçta Fikret, Galatasaray'lı Ayı Sebahattin'i çalımlarıyla dalga geçercesine sinirlendirip oyundan attırdığı için, Zeki Rıza Ağabey'i hakemden Fikret'i de atmasını rica eder,alakasız bir pozisyonda atılan Fikret'in atılma nedenini Zeki Rıza Ağabey'i bilir.

Fikret Kırcan, yani Küçük Fikret'de Ordinaryüs Lefter ile takımdaşlık yapmış, beraberce marşları da onurlandırmışlardır.

Lefter Küçükandonyadis, çubukluyu sevdirmeye, aynı marşta yer alan SinyorCan Bartu ile de devam etmiş.Tesislere isim vermiş,şeref vermişler.

Tesislerin ve kulubün müdürü Serkan Acar ile Sinyor beraber kupa kaldırıp şampiyonluk turu atmışlar.

Serkan Acar giderken Müjdat Yetkiner gelmiş,onlarda aynı kupaya el vermiş.

Müjdat her yerde, her mevkiide çubuklusuna emek verirken bıyıklı futbolcuların son temsilcilerinden olmuş

1993 yılında ara transferden takıma dahil olup, I Love You tezahüratlarına nail olanUche iki yıl boyunca Müjdat ile top koşturmuş.

Fenerbahçe'nin 2.000. golünü atan Uche'miz son yıllarında daima genç Semih Şentürk'le oynamış.

Semih'in kaptanı da Alex de Souza olmuş, Alex'le sonsuza dillere pelesenk olmuş

Başkaptan Galipler,Zeki Rızalar Cihatlar, Lefterler Canlar Fikretler, Mehmetçik Basriler, Ziya Kaptan ,Cem Sultan,Ogünler Selimler Selçuklar,Rıdvanlar Oğuzlar
Hepsinin teri emeği "ÇUBUKLUDA".Çubuklu Volkanlar,Gökhanlar,Emreler,Semihler,Alexlerde...

O zaman "GİY FORMANI ÇIK SAHAYA"

Mehmet Ali Mesruoğlu

6 Şubat 2011 Pazar

Sn.Okan İnanç'tan 20. Hafta (Manisaspor-Fenerbahçe) Maç Yorumu



Manisaspor - FENERBAHÇE: (1 - 3)

Bundan sonra her maçta olacağı gibi bu maç da Fenerbahçe için gene mutlaka kazanılması gereken bir devam maçıydı. İzlerken taraftarı iki kez karamsarlığa düşüren görüntüler oluştu. Bir kere maçın ilk golünü kalelerine girerken izleyerek üzüldüler. Sonra alışılmışın dışında takımlarını ilk yarı beklenen bastıran futbolundan uzak izleyerek ümitlerini azalttılar. Ne var ki bu kez Fenerbahçe taraftarlarına önceki haftalarda izlenen futbolun tam tersini izlettiriyordu. Bastıran, golü arayan, golleri bulduktan sonra bile gol aramaya devam eden bir Fenerbahçe vardı sahada. O kadar 89. dakikada 4. golü atmak için Alex depar atmaktaydı. Demek ki kondisyonu eksik takımla kondisyonu yüksek takım arasında epey fark varmış.

Fenerbahçe sahaya Semih ile Niang’ı bir arada oynatarak başlamıştı. Ne var ki Selçuk’un yokluğunda Baronili takım fazla varlık gösteremiyor, bir türlü hücum üstünlüğünü ele geçiremiyordu. Üstelik Yobo’nun gereksiz yere ayağında top tutarken kaptırmasıyla gol yemekten Volkan’ın şansı sayesinde kurtuluyordu. İkinci yarı başladığında ilk yarıdaki futbol oynanmaya devam ederken Volkan kalesinde gol görüyordu. Savunmanın dengesinin bozulduğu bir an olduğu Bekir’in soldaki akını karşılamasından anlaşılmaktaydı. Lugano’nun sağdan gelen tehlikeyi görmesine heyecanı engel olmuş sol taraftaki topa koşarken sağdan gol gelmişti.

Rakip kale abluka altına alındıktan 8 dakika sonra penaltı olduğu tartışılmayacak bir çelme ile Semih kendini yerde bulunca Alex’e gol krallığında öne geçme fırsatı da doğmuştu. Üst üste penaltıdan gol atmak penaltıcıların en büyük hendikapıdır. Bu korku taraftarlar kadar Alex’e de gelmiş olacak ki top kaleciyi çok zor geçmişti. Bu penaltı gol olmasa Fenerbahçe bu maçı kazanamazdı. Beraberlik Fenerbahçe’yi takım olarak iyice ateşlemiş sağlı sollu akınlarla golü arıyorlardı. Bekir, Gökhan’ı aratmayacak çıkışlarda yararlı işler yapmakta, Alex gene beklenmedik koşular çıkarmaktaydı. Gene de gözler soldan akınlar düzenleyecek Dia’yı ya da Stoch’u aramaktaydı.

Semih’in golü sayılması gereken Niang’ın attığı 2. gol sonrası gene takım savunmaya çekilecek ve golü yiyecek mi korkusu taraftarı sararken bu maçta tam tersi izlendi. Fenerbahçe ani ataklarla golü aramaya devam edince rakip de fazla çıkamadı. 3. gol ise maça gelen taraftarlarca adeta şampiyonluk müjdesi gibi kutlanıyordu. Alex, sağdan gelişen akını görünce çılgın deparlarından birisini atmaya başlamıştı bile. Top ayağına gelir gelmez de zaten belli süratine ulaşmış olan ve topa yetişen Dianın önüne yuvarlayıverince farklı skora da ulaşılmış oluyordu. Takımda en iyiler olarak her zaman olduğu gibi Alex, Emre, Lugano sıralanırlarken son maçların en iyilerinden Mehmet Topuz bu maçta da baş taraflara geçmişti bile.

Fenerbahçe bu futboluna devam edecek olursa, şampiyonluğa şimdilik önünde yer alan diğer 2 adaydan daha yakın görünmekte. Önündeki 2 maçı alacak olursa da bırakmamak üzere tepeye yerleşmesi de bu takımın kendi ellerinde. (Tabii bir de futbolcuların kendilerini “İstanbul’un Gece Hayatı” na olabildiğince az kaptırmaları şartını da unutmadan.) Gelecek maçta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM. Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/

31 Ocak 2011 Pazartesi

Sn.Okan İnanç'tan 19. Hafta (Fenerbahçe-Trabzonspor) Maç Yorumu



FENERBAHÇE - Trabzonspor: (2 - 0)

Maçın önemini bilen tüm takım oyuncularının bu bilinçle maça çıktığı maç başlar başlamaz anlaşıldı. Ayağa sert paslarla ve çok kişiyle kalkılan hücum örnekleri mutlak gol isteklerini anlatıyordu. Top rakipteyken de sanki bir Şampiyonlar Ligi maçıymışçasına 3 kişiyle pres yapıyorlardı. İlk gole kadar da maç bu şekilde oynanırken Trabzonsporlular ise sanki fırtınanın dinmesini bekleyen her biri birer fırtınazede gibiydiler. İlk 20 dakika böyle geçerken gol geldi zaten.

Kornerden golü atan Lugano, Aragones zamanının bir oluşumunu hatırlatırken belki kendi de o güzel taktiği hala hatırlamaktaydı. O taktikte, kornere kafa atışı düşünen oyuncular ceza sahasına doluşmayıp dışarıda bekliyor ve atıştan sonra topu izleyerek kaleye doğru koşuyorlardı. Savunma topa mı baksın, koşarak gelen rakiplere mi baksın ne yapacağını bilemez şekilde şaşırınca da topa vurmak kolaylaşıyordu. İşte Lugano’nu kafa golü böyle akıllı bir koşuyla gelmişti.

Trabzonspor daha ne yapacağını düşünürken 2. gol de geliverdi. Bu golde Niang ani hızlanma yetisinin karşılığını alıyordu. Rakip hücuma hazırlanırken presle kazanılan topun bekletmeden ortaya gönderilmesi tam Niang tipi oyuncular içindi. Savunma satandart koşu ile Niang’ı kontrol altında tutarak topa doğru giderken bu ani hızlanmayı beklemiyordu. Maç 2 – 0’a gelince Fenerbahçe bu yıl ki klasiğine döndü ve yavaşladı. Rakibi durdurarak skoru koruma düşüncesi tüm oyuncuları sarmıştı. İkinci yarıya da aynı düşüncelerle başlamışlardı. Hele 65. dakikada Selçuk’un çift sarı kartla oyun dışı kalması bu oyun tarzını kalıcı hale getiriverdi.

Selçuk’un sarı kartlarını ağır ama verilebilecek kart kararları olarak kabul edecek olsak bile Bünyamin Gezer’in bu maçtaki kötü yönetimini son yıllarda, daha doğrusu Haluk Ulusoy zamanının hakemlerinden beri görmemiştik. Zaten Bünyamin Gezer’i kötü bir hakem olarak bir kenara yazmam Ziko zamanına rastlar. Sakin bir şekilde maçları izleyen Fenerbahçe’nin bu Teknik Direktörü’nü sadece bir kere delirmiş gibi bağırıp çağırırken izlemiştik. O da Bünyamin Gezer’in hatalı ve tek taraflı yönetimine tepkisi nedeniyleydi. Bu izlenim bir kez daha gerçekleştiğine göre Bünyamin Gezer, bu ligin en kötü hakemi olarak kabul edilebilir.

Rakip de 10 kişi kaldıktan sonra Volkan’ın vakit geçirme taktikleri hiç hoş olmadı. Fenerbahçe’ye yakışmayan bu davranışları sanırım Volkan, Rüştü ağabeyinden öğrendi. Kalecilerin oyunu yavaşlatma arzusu takıma da yansıyor ve normal oyunlarını oynamak yerine hepsi “şu maç bir bitse de gitsek” havasına girince o üstün takımdan eser kalmıyor.

Fenerbahçe’nin, golü buluncaya kadar oynadığı futbolu her takıma karşı oynayacağı anlaşılmaktaysa da bu oyunu ilerleyen dakikalara da uzatması halinde şu anda 3. durumda olmasına rağmen şampiyonluğun en önemli adayıdır. Tabii bir de futbolcuların kendilerini “İstanbul’un Gece Hayatı” na olabildiğince az kaptırmaları şartını da unutmadan.

Gelecek maçta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM. Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/

25 Ocak 2011 Salı

Zafer Yakında


Pazar günü Fenerbahçe'miz çok önemli bir maça çıkacak.
CK,Unifeb ve Vamos Bien'in geri dönüşlerinin yarattığı olumlu hava çok önemli bir itici güç olacaktır.

İntikam edebiyatları yaparak,Trabzon'un tuzağına düşmemiz gerekiyor.
Biraz tarihe bakınca, Trabzon'un bizi sevmemesi mantıklı nedenlere dayanabilir.

Trabzon'un şampiyon olamadığı 27 senede kazandığı 4 ikinciliğin 3.de şampiyon Fenerbahçe olmuştur.
96 yılındaki şampiyonluğu kaybetmelerinin yarattığı travmatik etkiyi unutamayacaklardır.
Sokullu Mehmet Paşa'nın İnebahtı savaşından sonra Venedik elçisine verdiği cevaba ithafta bulunmak gerekirse.
"Geçen sene Bursa'nın şampiyonluğuna vesile olurlarken bizim sakalımızı kesmişler, biz 96'da kollarını kesmişizdir"
Fenerbahçe'yi son 17 maçta biri bu sene biri de ligin son haftası iddiasız bir maç olmak üzere sadece iki defa yenebilmişlerdir.
Tarihsel olarak üstünlüğümüzü bu hafta sonu da devam ettireceğiz.

Trabzon, samimi olmayan sinsi oyunlara başladı.Sevgili Şenol Güneş, ben laf sokmam nezaketiyle hocamıza dil uzattı.
sonradan pişmanlık hamasetleriyle süslediği bu seneki tek mağlubiyetinin ardından Mustafa Kamil Abitoğlu'na eleştiride bulunurken başka birisiymiş gibi, hakem eleştirilerini küçümseme ile bağdaştırıyor.Taraftarının neler yapabileceğini de az çok kestirebiliyoruz.

Bize düşen sabretmek, büyüklüğümüzü hem tribündeki duruşumuzla,desteğimizle,hem de sahadaki mücadelemizle eze eze kabul ettirmek.

12.Adamın tanımının yeniden yazılacağı bir maçı oynayıp kazanacağız.

Mehmet Ali Mesruoğlu

24 Ocak 2011 Pazartesi

Sn.Okan İnanç'tan 18. Hafta (Antalyaspor-Fenerbahçe) Maç Yorumu



Antalyaspor – FENERBAHÇE: (0 – 1)

Fenerbahçe için mutlaka kazanılması gereken bir maçtı. Üstelik liderle arasındaki puan farkı daha da kapanacaktı Bu maç Fenerbahçe için ölüm – kalım maçı olarak ilan edilmişti. Bunun takıma yansımasının olumlu olacağını düşünenler gibi gerginlik yaratarak olumsuz olacağını düşünenler de vardı. Mikser Medya’nın taraftarı gaza getirmek için Fenerbahçe düşmanı haline geldiklerini anlamayanlara da bir ders niteliğindeydi bu galibiyet.

Fenerbahçeli futbolcular asıl notlarını Antalya kampı sonrası alacaklar. Üç büyük takımın en büyük rakibinin “İstanbul’un Gece Hayatı” olduğu bu yıl iyice ortaya çıktı. Gece kulüplerinin cazibesi kendi kulüplerinin cazibesinin önüne geçince kötü sonuçlar oluşmakta. Fenerbahçe için Antalya kampı sonrası Antalyaspor ile maçının olması da büyük bir şans olmuş ve kamp süresi uzun tutulabilmişti.

Ne var ki değişmeyen bir şey vardı ki o da taraftarın moralini etkilemişti. Fenerbahçe maç süresinde gene ilk yarıda başka ikinci yarıda başka bir futbol oynamaya devam ediyordu. Gökhan Gönül’ün az görülür akıl dolu golünden sonra gene geriye çekilmeleri değişen fazla bir şey olmadığını göstermekteydi. Futbolcuların risk yüklenmekten kaçınmalarının buna neden olduğu akla gelmekte. Biraz daha cesaret, biraz daha devamlı golü arama bekliyor taraftar. Kontrataklarda da hala bir gelişme yok. Kendinize korner veya serbest atış yapılırken en iyi karşı atağa çıkılır ama buna takımın henüz çalışmadığı belli olmakta.

Yukarıdaki kötü düşüncelerden sonra ümit veren bu deplasman galibiyeti sonrası iyimser düşüncelere gelecek olursak:

  1. Antalya kampı sonrası ilk kendi saha maçımızda Trabzonspor’u yenme olasılığımızın çok yüksek oranlarda oluşması.
  2. Rakiplerin, Z.Türkiye Kupasında iddialarını devam ettirmeleri nedeniyle bu hafta içinde önemli maçlar oynayacak olmaları.
  3. Fenerbahçe için düşünülen zorlukların tümünün rakipler için de söz konusu olması.
  4. Bir arada oynama süreleri arttıkça takım olma yolunda ilerleme olasılıkları
  5. Takımda arkadaşlığın ve hocalarına sevgi- saygılarının arttığının gözle görülür bir şekle ulaşması. Ve daha bunlar gibi pek çok oluşum.

Fenerbahçe’de attığı müthiş gol dışında da Gökhan, takımının en iyisi, en çalışkanı olmaya devam ediyor. En son top ayağına geldiğinde saniyenin 1/10 u süresinde kaleye bakıp kaleci ile kalenin fotoğrafını beynine kopyaladığında ayağı da otomatik olarak o aşırtma vuruşa başlamıştı bile. Gökhan’dan sonra en iyi olanların başında da gene Emre gelmekte. Diğerleri ise zaman zaman iyi olarak vasat bir görünüm verdiler de diyebiliriz. Alex ise durgun bir gününde ama daha çok fırsat kollar bir görünümdeydi. Kaçırdığı gol için “yıldızlar bile bazen en kolay golleri kaçırabilir” görüşünü doğrulattı. Yobo için bir karar vermek gittikçe zorlaşmakta. Lugano gerektiğinde sağ tarafın arkasına çok çabuk gelip açıkları kapatırken sol tarafta daha çok boşluk kalmasının nedeni gibi görmeye başladım. Öyle ya gözünüzün önüne getireceğiniz bir hilalin kalın tarafının iki stoperden oluştuğunu hilalin sırtı kaleye dönük sağa sola hareket ettiğini düşünelim. Sol kanat ileriye çıkıp çalışırken hilalin ucu sol tarafa doğru uzanır, sol stoper ileri çıkanların arkalarını doldurur. Aynı şey sağ taraf için hilalin sağ ucu yukarı doğru kalkarak gerçekleşir. Stoperlerin boşalan yerleri de ön stoperlerce doldurulur. Ahkâm kesen zekâ kıtlığı ön planda yer alan yorumcular “geri gelmiyorlar” dedikleri kanat oyuncularını Süpermen sanmakta devam etsinler.

“İstanbul için Gece Hayatı” sanal anonsu yapıldıktan sonra Beşiktaş’ın yıldızlarını da izleyeceğiz. 12 puanı kapatmaları bir yana daha da açmaları olasılığı fazla. Fenerbahçeli futbolcular için yönetim bazında bir önlem alınabilir mi bilemiyorum. Ancak arkadaşlıkları ile takımca bir önlem almaları olasılığı da var. Ben şampiyonluk düğümünün bu “İstanbul’un Gece Hayatı” sorununa bağlı olduğu görüşümde iddialıyım. Gelecek maçta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM. Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/