

Beşiktaş - FENERBAHÇE: (2 - 4)
Fenerbahçe son haftalarda üst üste galibiyetler alıp, şampiyonluk yolundaki rakipler de puan kaybettikçe rahatlamıştı. Bu nedenle artık Beşiktaşla oynanacak deplasman derbisi için bir puan dahi yeterli olur diye düşünenler çoğalmıştı. Kazanılması halinde ise bir gün için de olsa ilk kez liderliğe yükselinecekti. Beşiktaş için de kötü bir Avrupa maçı sonrası prestij maçıydı. Maç beklenildiği gibi Fenerbahçe’nin golü aramasıyla başladı. Son zamanlarda yaptıkları gibi tüm takım top rakipteyken her topa 2-3 kişiyle koşuyor, topa sahip olunduğunda ise tüm oyuncular sadece rakip kaleyi düşünen hızlı ve ayağa paslaşmalar yapıyordu. Ne var ki bu baskılı futbol fazla uzun sürmedi.
Beşiktaş’ın Dinamo Kiev’den yediği 4 gol de duran toplardan (birisi penaltı) gelmişti. Bunun korkusu ile ilk serbest atışta Selçuk’un kafa vuruşuna birlikte sıçrarlarken Necip’in de kafasını topa yaklaştırması sonucunda birlikte golü attılar. Ne var ki Selçuk’un kafa vuruşuna bir savunma oyuncusunun kafasını koyması bu golü “kendi kalesine” şeklinde yorumlatması yanlıştır. Bu gol Selçuk’un golüdür. Bir futbol gerçeği olarak bu gol sonrası Beşiktaş da iyi bir futbol oynamaya ve golü düşünmeye başlamıştı. Devre biterken sahanın en zor durumda kalan oyuncusu Ekrem kendisinden beklenmeyen bir performansla önce önüne çıkan Andre Santos’u geçip müthiş bir şutla Volkan’ı da geçiyordu.
İkinci yarıya da Beşiktaş beklenmedik iyi futbolla başlayıp 2. Golü de bulunca birden Fenerbahçelilerin başlangıçtaki tüm ümitleri yok olmak üzereydi ki başka bir beklenmeyen olay gelişti. Ferrari Lugano ile maç boyunca yaptığı mücadelede pes etmek üzere olduğundan sinirlenerek rakibinin yüzüne sert bir şekilde vurunca kırmızı kart gördü. Televizyon yorumcularının “ceza sahası içinde Lugano- Ferrari” mücadelesi yorumları da pek bir şey göremediklerinin ispatı gibiydi.
Fenerbahçe’nin yorumcularca anlaşılamayan duran top taktiği eski hocalarından miras kalmış bir taktiktir. Selçuk da duran topta golünü bu taktikle atmıştır önceki maçlarda Lugano’nun golleri de bu taktiğin sonucudur. Lugano her serbest atış sırasında ceza sahasının dışında durmaktadır. Atış yapılırken koşusuna başladığında ise Lugano’yu izlemekten topa bakamayan rakip oyuncular (ki bu maçta bu kişi Ferrari’dir) onun yolunu ya faulle kesmeye çalışmaktalar ya da golüne razı olmaktadırlar. Hani ünlü bir araştırma sorudu var ya: “Duran toplarda adam adama savunma mı yoksa alan savunması mı daha doğrudur” şeklinde. İşte Fenerbahçe’nin bu taktiği sırasında alan savunması yapamayan takımlar çaresiz kalmaya devam edeceklerdir.
Bu maçta Kırılma noktaları da çoktu, maça damgasını vuran olaylar da, maça damgasını vuran kişi de. Tabii bu kişi bir derbi maçında üçleme yapabilen az sayıdaki oyunculardan olan Alex’di. Üstelik Alex maçın büyük bir bölümünde sahada yok gibiydi. İşte zaten Alex’in futbolu da böyle yok sanılırken ortaya çıkan bir futbol gösterisi sunmasından kaynaklanıyor. Olaylar derken tabii ki Lugano’nun neden olduğu kırmızı kart maçın seyrini değiştirmişti. Kırılma noktası da Volkan’ın % 99 gollük bir pozisyonda Almeida’nın ayağından topu çelmesiydi. Dia’nın ise bu maçta top ayağındayken “tutulamaz” sıfatının herkesçe kabul edilmesi bu farklı skorun hak edilen bir skor olduğunu anlatmakta.
Beşiktaş’ın başta Quaresma olmak üzere oyunda hâkim duruma geçtiğinde ise takımın tek hatası bu oyuncuyu sağ çizgide tek kişiyle karşılama yanlışıydı. Çoğu zaman karşısına geçen Santos’a yardım edecek bir başka oyuncu yanına gelmiyor ve tehlikeli pozisyonlar doğabiliyordu. Beşiktaş’ın üstün olduğu dakikalar da bu kanattan gelişmekteydi. Maç sırasında bunun çözümünün bulunması gerekirdi.
Fenerbahçe çok önemli bir 3 puanı deplasman derbisinden çıkartıyordu. Beraberliğin dahi telafi edilebilecek bir sonuç olduğu hesaplanırken bu 3 puan şampiyonluk yolunda çok önemli bir artı oluşturtmuştur. Gelecek maçta buluşmak üzere hoşça kalın.
YMM. Okan İnanç
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder