29 Temmuz 2011 Cuma

ANLIYORSUN DEĞİL Mİ?


Oğlum o forma giyilir mi bu sıcakta,naylonyakar seni pişersin dedi...Annem anlamadı


Kendi gitmemiş gibi, kafanı gözünü kırarlar o maça gitmeyeceksin dedi...Babam anlamadı


Fenerbahçe maçı var izin vermezsen kaçarız dedik...Mahmut Hoca anlamadı


14 Şubat yalan ,uydurma,bu deplasmana gitmem lazım dedim...Sevgilim anlamadı


Saat 23:18'di Boliç ManU'ya golü attığında GOooOooL diye inlettim siteyi...Komşum anlamadı


Tamam o iş yemeği önemli ama, bedenim olsa da ruhum o masada olmaz dedim... Patron anlamadı


Bana iltimas geçme ama aynı maç içinde çelişkili kararlar verme dedim...Hakem anlamadı


Bir fıstıkla saha mı kapatılır dedim...Tahkim anlamadı


Bir maç 16 dakika uzatılmaz, maçtan önce elinde çanta dolaştıranlar nerede dedim...Kamuoyu anlamadı


Elinizde delil yok,böyle şike araştırması, böyle tutuklama olur mu dedim...Mahkeme anlamadı


Bak bizim gücümüzü hala kestiremediniz,yargısız infaz yapıyorsunuz dedim...Medya anlamadı


Öyle bir sevgi ki tarif edilmez,Fenerbahçe'li olmayan kimse sevemez dedim...Bizden olmayan anlamadı


Artık anlatma zamanı, gerekirse meydanlarda bağırarak, gerekirse biz bize yeteriz diyerekten bizden olanı çağırarak


Yaşa Fenerbahçe...


Mehmet Ali Mesruoğlu

http://twitter.com/#!/maliron

26 Temmuz 2011 Salı

BİR FENERBAHÇE'Lİ



Bu renkdaşımız babadan miras Fenerbahçe'li...

Size Fenerbahçe'li bir tanıdığımdan bahsetmek istiyorum.

İlk formasını giymenin heyecanını ömrüboyu unutamamış çubuklusuna hayran olmuş biri...


Gece yatağına yatıp ışıklar söndüğünde,kah forvet olup goller atmış , kah kalesinde devler yaratmış, Kah Can,Leter,Kah Rıdvan,Alex olurmuş...


Maça gideceği günün öncesi gece uyuyamamış,bir aksilik olur da gidemezsem diye karın ağrıları çekmiş, maç için evden çıkma saati bir türlü gelmemiş...


Küçük bir çocuk olarak gittiği tribünde,ürkek ama bir o kadar çoşkulu bir şekilde tezahüratlara katılmış sonra boğazlarını patlatmış...


Büyümüş okullu olmuş, orada de rengini belli etmiş, arkadaşlarıyla okulu kırıp hafta içi kupa maçına gitmiş...


Stadın önünde gişeler açılsın diye sıra beklemiş, aynı yağmurda ıslanmış, ayağı çukura girmiş çorabını sıkarak suyunu çıkarmış...


Cebinde kalan yemek parasını, arkadaşa bilet lazım fonuna atmış, 3 tanesi bilmem kaç kuruş simitle idare etmiş,onlarıda paylaşmış...


Flört zamanı kız arkadaşı ile buluşmalarını,Fenerbahçe maçlarına göre ayarlamış, gitmesi gerektiği bir deplasmanda ayrılmışlar...


Spor Toto oynarken bankosu belliymiş,süpriz kuponu tutsa 12 puanlık hafta olurmuş...

Ligin sonları yaklaştıkça ,matematik profesörü tadında hesaplamalar yapar,Fenerbahçe'sini şampiyon yapacak formülü bulurmuş...


Fenerbahçe marşı çalınan bir düğünde evlenmiş, sonra çocukları olmuş,Adı Ogün,Selçuk,Cemil'miş...


Feneriumdan önce zamanlarmış, fakat, çocuğun patiğinden tulumuna her renk sarı lacivertmiş,bütün hayatında olduğu gibi...


O aslında Fenerbahçe'ymiş, her kötü netice ertesinde iş yerinde manalı bakışların odağıymış...


Topu görse bomba diye karakola gidenler,onu kızdırmaya çalışır, aynı zamanda Fenerbahçe ile her konunun en bilgili danışmanıymış...


En önemli maç öncesi "Bilet Bulubilirmiyiz?" "Bu hafta ne yaparız?","Şampiyon olabilecekmiyiz?" sorularının tek adresiymiş...


Rahatsızlanmış ameliyat olmuş,ameliyattan çıktığında maçı sormuş, dikişleri alınmadan maça gelmiş...


Milli maç bile izlerken ,Fenerbahçe'li futbolcuyu ayrı seyreder, onun golünde asistinde,kurtarışında bambaşka sevinirmiş...


Fenerbahçe'li olduğunu söyleyen sanatçıyı çok sever,yarışma programında Fenerbahçe'li olduğunu açıklayan yarışmacıya dua edermiş...


Ratingi artsın diye Fenerbahçe TV'yiaçık bırakıp evden çıkan apartman görevlisinin sırtını sıvazlarken gözlerinden akan yaşlara hakim olamazmış...


Hangi yaşta olursa olsun, Saraçoğlu basamaklarını aynı heyecanla koşa koşa çıkarmış bir an önce sahayı görsün diye...


Hep destek, tam destekler slogandan öte hayat tarzıymış, ilk ve tek kavgasını kendi futbolcusuna küfreden bir adamla yapmış...


İnancı kendine kalsın ama, belki de hayatta hiç bir şeye tuttuğu totem kadar inanmamış...


Maç çorabı ,forması,atkısı seçilir,gidilecek yol özenle belirlenir gün gelir uğursuz ayakkabı çöpü boylarmış...


Bu renkdaş kim biliyormusunuz?


Bu renkdaş kim değil kimse değil...


Bu bir kimlik işte böyle bir şeydir FENERBAHÇE'lilik...

Mehmet Ali Mesruoğlu

http://twitter.com/#!/maliron

9 Mart 2011 Çarşamba

Sakıncası Var mı Beyler?
























Fenerbahçe-Konyaspor maçının hakemi Bülent Yıldırım
İlk yarıdaki 16. haftada İBB-Trabzon maçının hakemi, maç berabere giderken aşağıdaki linkte görüntüleri olan penaltıyı çalan hakem
Ayrıca Bülent Yıldırım'ın yönettiği maçlarda Trabzon-Bursapor'u 2-0 Sivas'ı 6-1 mağlup etmiş.
Son yönettiği Fenerbahçe maçı 0-0'lık GS maçı

Trabzon-Kasımpaşa maçı hakemi Kuddusi Müftüoğlu
Kuddusi bu sene Fenerbahçe'nin 2-1 ve 2-0 yenildiği Ankaragücü ve Kayseri maçlarının hakemi.
Trabzon'un 3 maçını yönetmiş.4 hafta önce Trabzon'un Sivas'ı 3-2 yendiği maçı,
Beşiktaş'ı 1-0 yendiği maçı ,aşağıdaki linkte görünen penaltıyı görmeden
Ayrıca Trabzon'un Bursa'yı 3-0 yenerek süper kupayı kazandığı maçı yönetmiş.

Bu arada Bülent Yıldırım ve yardımcıları Ankara bölgesi hakemleri,Yönetimimizden Serhat Çeçen Ankara doğumlu, ayrıca Emin Gürhan İskender ise Konyalı
Trabzon maçı hakemleri Antalya bölgesinden,Aleaddin Yıldırım ve Ünal Uzun da Antalya doğumlu

Sakıncası Var mı Beyler ?

Sn.Okan İnanç'tan 24. Hafta (Gençlerbirliği-Fenerbahçe) Maç Yorumu


Gençlerbirliği - FENERBAHÇE: (2 - 4)


Bu maç için “gerçekten de zor maç” diyenler haklıydı. Hem 8 de 8 zorlanacak, hem sezonun 2. yarısına takviyelerle girmiş bir takımla karşılaşılacaktı. Gençlerbirliği’nin daha çok

Z.T.Kupasına konsantre olması beklenirken Fenerbahçe kadar hırslı oldukları maç başlar başlamaz belli oldu. Bu yıl Fenerbahçe’nin maçlarını hep iki bölümde oynadığı görülürken bu maçı çok daha fazla bölüme ayrılarak farklı farklı oynadığı görüldü.

Aykut Hoca’nın istediği şekilde maça, Fenerbahçe kontrollü, bol geri paslı başladı. Gene düşündüğüne uygun bir de gol geldi. Lugano kendine has gollerden birisini atarken iddia edildiği gibi golde ofsayt yoktu. Beki kafaya çıktığında rakibe de çarpan topun yönü değişmiş ve rakipten gelen top halini almıştı. İşlerine gelmeyenler tersi yorumları yapıp dururken topun nasıl yön değiştirdiğini hiç irdelemiyorlardı. Sonra da haklı penaltı golü geldi. Kaleci Niang’ın hızla önüne çıktığında topa ulaşamayacağını ya bildiği halde bu çıkışı yapıp onu engelliyordu ya da bilmeden penaltıya neden oluyordu. Her zamanki medyatik Fenerbahçe karşıtları ise ısrarla tersi yorumlara devam etmekteler.

Bu maçın ilk bölümüydü ve Fenerbahçe için zor görülen maçta Alex’in Leftervari penaltı atışıyla henüz 22. dakikada net bir skora ulaşmıştı bile. Sonra Fenerbahçe durdu ve 2. Bölüme geçti. Tabii bu durmak ilk yarı bitinceye kadar 2-2 beraberliğe kadar ulaştı. Selçuk’un önemli bir oyuncu olduğu anlaşıldı. Tehlikeli geleni yakın presle karşılayan oyuncu sayısı azalmıştı. Ev sahibi takım çok pasla gelebiliyordu. İkinci bölüm de ilk yarıyla birlikte sona erdi.

Sonra ikinci yarı Fenerbahçe’nin futbolunda 3. Bölüm başladı. Artan kar sahayı yoğurtlu ıspanak görünümüne getirivermişti. Artık bu sahada geri paslarla kontrollü futbol diye bir şey düşünülmezdi. Uzun paslara geçildiğinde de yıldızlar sahneye çıkıyordu. Bu kez Fenerbahçe’nin bu maçtaki 4. Bölümü de 62. dakikada golle başlıyordu. Bu bölümde yıldızların tekniklerini konuşturarak attığı 2 gol vardı. Durum 3-2 ye geldiğinde ise taraftar pek sevinemiyor ne olacağını hala belirsiz görüyordu. Ne var 4. Gol artık bu maçın kazanıldığının ilanı gibiydi. 4. Golden sonra da 5. Bölüm de başlamış ve Aykut Hocanın istediği kontrol zemine rağmen ele alınmıştı. Bunda kondisyonu daha zayıf olan Gençlerbirliği oyuncularının mental olarak pes etmelerinin de etkisi vardı. Top rakipteyken orta sahada daha önce görülen pres artık kalmamıştı.

Fenerbahçe 5 bölümlük maçı farklı kazanarak şampiyonlukta ne kadar iddialı olduğunu tekrarlıyordu. Maçın en iyileri başta Emre olmak üzere, iki müthiş kurtarışıyla Volkan, her topa yetişen, savunmada da hücumda da varım diyen Mehmet Topuz ve tabiî ki maçı kazandıranlardan olan Alex en iyileriydi. Kötü oynayan olmadığı gibi değişiklikler sonrası şans verilen Güiza’ya seyirci desteğinin ironik mi yoksa gerçek bir destek mi olduğu anlaşılmıyordu.

Andre Santos ile Lugano’nun maç biterken 4. sarı kartlarını alma çabaları ise derbi öncesi akıllı ve profesyonelce davranışlar olarak yorumlanmalıdır. Üstelik Konyaspor maçının hakemini de çeşitli iddialar altında kalmaktan kurtarmış oldular. Fenerbahçe ender görülen 8 de 8 galibiyetini yaparak önce kendi sahasında karşılaşacağı ligde zor durumdaki Konyaspor maçını sonra da ilk kez bir Cuma akşamı oynanacak olan ve yeni sahasında yenilgi ile karşılaşmak istemeyen ezeli ve ebedi rakibi ile oynayacağı derbi maçını bekliyor. Du bakalım ne olacak……

Gelecek maçta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM. Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/

27 Şubat 2011 Pazar

Sn.Okan İnanç'tan 23. Hafta (Fenerbahçe-Kasımpaşaspor) Maç Yorumu



FENERBAHÇE - Kasımpaşa: (2 - 0)

Alex’in tek başına kazandırdığı kaçıncı maç hesaplamadım ama gene kazandırdı işte. Tabii çok önemli bir 3 puanı beraberinde getirerek. Tabii bu kez tek başına demek Volkan’a haksızlık olacağı için onun adını da ayrıca yazmak gerekiyor.

Maça çok iyi başlayan takım dakikalar ilerledikçe yavaşladı. Bu yavaşlamada neden olarak Aykut Hoca’nın macera aramadığını anlattığı demeçleri de vardı. Sanırım devre arası kampının olumlu etkilerinin İstanbul’da yavaş yavaş azalması da vardı. Her maçın zor olduğu, ligin sonuna yerleşmiş ama kurtulma ümitleri devam eden bir takımla da oynanıyor olsa 3 puanın zorla kazanılacağı gerçeğini görmek gerekli. Bu gerçek kabul edildiğinde ise Fenerbahçe’nin futbolunu kötü futbol olarak değil olması gerekn bir futbol olarak değerlendirmek gerekir.

Kasımpaşa kapanarak ve tamamen geriye yaslanarak oyuna başladı. İlk devre boyunca bir lig maçında rakip kaleciyi bir şutla bir de birlikte gelinen tek bir akınla yoklayan bir takıma karşı oynamanın zorluğu ortadadır. Belki Fenerbahçe’nin çok daha fazla orta yapması, çok daha fazla şut çekmesi golü erken bulmasına yardımcı olabilirdi. Ne var ki bu eylemler peşinden top kayıplarını da getireceği için pek istenilmiyor. O zaman da yavaş futbol oynanıyor tepkileri ile karşılaşmak kaçınılmaz olmakta. Parola artık anlaşıldı: Dikkatli oyna gol yememeye çalış nasıl olsa atarsınız.

İlk yarının golsüz biteceği düşünülürken bir faul atışı kazanıldı. Alex gol atacağı içine doğmuşçasına yeri konusunda hakemle ilk kez şahit olduğumuz bir tartışmaya girişti Hatta pek yapmadığı bir şey yaparak hakem, mesafeyi adımlamak üzere arkasını döndüğünde iki kez topu 30-40 santim ileriye almaya çalıştı. Hakem geri dönerek müdahale etti. Sonra da o müthiş serbest vuruş golünü attı. Günün başarılı kalecisi uçtuğu halde çaresiz kalmıştı.

Gökhan Gönül karın sakatlığı nedeniyle fazla çıkamadıysa da savunmada osun, ilerde olsun çok olumlu hareketleriyle alkış aldı. Selçuk tam futboluna yeni değerler katmıştı ki sakatlık şanssızlığına yakalandı. Tıpkı futbolunu ilerlettiği sırada sakatlanan Uğur gibi. Şimdi 3 hafta takımından uzak kalacak. Tabii Uğur’un ki çok daha uzun sürmüştü. Takımın bir diğer iyilerinden olan Lugano neredeyse golünü gene atacaktı ama olmadı. Aynı korner taktiğini bu maçta da uygularken önü çok kesildi. “Aragones Mirası” olan “kornerlerde topu ceza sahasının dışından izleyerek topa doğru koşmak” taktiğinde hakemlerimiz biraz dikkatli olsa Lugano takımına çok penaltı kazandıracak. Zaten çok sert oynayan Sancak Kaptan Lugano’yu tutma görevini yerine getirmek için ellerini kullanarak yolunu kaç kez kesti saymadım ama hakem bunlardan hiç birisini göremedi. Bu hareketli korner taktiğinin panzehir’inin alan savunması olduğunu kıymetli hocalarımız da, yorumcularımız da göremiyor. Lugano’nu ne yaptığını anlayıp yazan tek bir yorumcu okumadım, dinlemedim.

Kasımpaşa kapanarak savunma yapınca sertliğe başvurması da kaçınılmaz olacaktı. Oldu da ama hakem sarı kartlarında gene çok geç kaldı. Bu da MHK’nın Fenerbahçe taktiği olarak kabul edilip mücadele yolları aranmalı. Ne yazık ki seyirci bu konularda zayıf kalmakta. Şarkılar, davullar yerine maçı izleseler çok daha yararlı olacak. Hakemle mücadeleyi sadece küfür etmek sanıyorlar. Oysa hakemi de sert oynayan rakip oyuncuyu da gözlem altına alıp sık sık protestolarla bezdirecek olsalar seyircinin maça katkısı çok daha fazla olacak. Şarkılı sloganlı gürültüler çıkarmanın takıma hiçbir katkısı yok. Rakip oyuncu da bundan zevk duymakta. Oynadığı takımın kadrosunda olmak bu maçta oynamak onun için gurur verici hale gelmekte, kendisini daha fazla göstermeye çalışmakta. Seyirci ise kendi arasında, tribünler arasında sloganlarla iyi bir eğlenceye gitmişçesine mutlu olmakta. Takımına yararı ise çok az. Örnek: Beşiktaş Çarşı

Volkan hem uçarak yaptığı birkaç müthiş kurtarışla, hem de kurtardığı penaltıyla Alex’ten sonra maça damgasını vuran 2. oyuncu oldu. Zaten şampiyonluklara bçyle ulaşılmakta. Bir maçta bir oyucu yıldız olurken bir maçta da kalecileri yıldız olmakta. Yobo sebep olduğu penaltı öncesi o andaki oyuna konsantre olmamanın verdiği hatayı yapıyordu. Sol tarafa gönderilen yüksek pası son anda fark edip kafası ile önüne indirmeye çalışırken eliyle yaptığı kontrole hakem penaltı düdüğünü çalıveriyordu. Bu hata dışında başka hatası ile karşılaşılmasa da mikser medya ertesi gün onun tüm performansını sorgulamaya başlamıştı bile. Maç sırasında Dia ile Niang’ı yer değiştirdiklerinde ayırt etmek çok zor. Tabii sırt numaraları tam görülmediğinde. Ne var ki ikisinin de performanslarında düşüş var. Tıpkı derbi maçına göre diğer tüm oyuncularda olduğu gibi. Dileriz “İstanbul’un Gece Hayatı” hiç birisine yaklaşmadan teğet geçer.

Fenerbahçe bu galibiyetle liderliğe yükseldi. Bu yeri bir günlük mü ele geçirdi, bir haftalık mı yoksa lig sonuna kadar mı sonraki maçlara bakacağız. Gelecek maçta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM. Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/

21 Şubat 2011 Pazartesi

Veni Vidi Vici


Veni Vidi Vici / Geldim Gördüm Yendim

Bir çoğumuzun gitmek için yanıp tutuştuğu, gidemediğinde kahrolduğu, kimilerimizin uzaktan sevdiği,gideni takdir ettiği deplasmanın hikayesi...

Başlangıcı Kadıköy'lü bir organizasyondur, Salı Pazarından, Boğa Heykelinden, Altıyolun herhangi birinden denize doğru gider,Haydarpaşa'ya varırsın.Herkesin karşıya gideceğini bildiğin halde motora binmenin tatlı telaşını yaşarsın, istasyonun büfelerinde bir şeyler atıştırıp yolluk yapmak düzeyli bir hareket olur.

Motor hareket etmekte biraz rötar yapsada, yolculuk başlar yavaştan kızkulesini gördüysen hedefe kitlenme zamanın gelmiştir, artık konsantrasyon zamanıdır,ihtişamlı bir iniş, meşaleli yürüyüş zamanıdır,Dolmabahçe,Fenerbahçe sesleriyle inlemelidir, uçan kuşlar martılar dinlemelidir.

Gişe önü hengamesine gelmiştir sıra.Hengamenin etkisi biraz "game" ile alakalıdır.Sonuç istediğimiz gibiyse, maça girdiysek,istediğimiz sonucu aldıysak, hoş bir hatıradır, bir ayindir, imparator pelikanlarının donmamak için kenetlenmesi ritüeldir...

Sonra içeri girersin, kendi mabedindeki konfor, rakibin şampiyonluk umutları gibi yarınlara kalmıştır,aldırmazsın, kaleleri kesersin gözlerini kısarak, maçı oynamaya başlarsın, hangi kaleye, kim hangi pozisyonda golü atacaktır?İlk yarı hangi kaleye hücum yapılmalıdır?Şapka taksam mı?Eldiveni çıkarsam mı? Sağımda solumda kim dursun?Gol olursa arkaya mı gideyim,koltukta mı durayım,öndeki boşluğa mı atlayım? Zamanları gelmiş çatmıştır.

Gelen, gelemeyen fakat kalbi tribünde atan tüm taraftarın sorumluluğunu hissederek,tek ses , tek nefes koroya uyman gerekmektedir.Sahada ve tribünde ölümüne mücadele zamanıdır, giymişsindir formanı,düşman yenilecek,zafer yakındadır.

Maç başlar,ilk yarı Gazhane tarafındaki kaleye hücüm yapacağızdır, şampiyonluk için saldır Fenerbahçe vücut bulur, gol gelir yetmez, geri çekilmez,kontra atak bulması gerekirken kontra atakla pozisyon verir, ama yılmaz saldırır, saldırır, ya kaleci el kaldırır ya direk yardımcıdır ilk 30 dakika gerçek değil sanki rüyadır.

Niang'ın yıldızları,peşinde kuyruklu yıldız yaptığı pozisyondan sonra yorulmaya başladı, tekmelere canına tak etmişti belkide, dönen topları toplamaya başlayan rakip ümitlenmeye başlamıştı belkide... Gol geliyorum diyordu ,panzehir devre arasıydı,dayanamadık, iki sene önce Holosko,geçen sene Fink'in jeneriklik kariyer golleri serisine Ekrem'de katıldı,umutlar ikinci yarıya atıldı.

İkinci yarı başlarken, temenniler deniz tarafındaki kaleye dalga dalga gelelim,geçmişe gidelim,rutubetten erimiş ağları delelim.Maçın başında rüzgar tersine esiyor,rotada şaşıyor,barajdan seken top,rakibin önünde kalıyor,dünya duruyor,zaman duruyor...

Durmayan biri var.Kaptan var,Sultanım,Padişahım,Doktorum,Profesörüm, heybetinden lakaplara sığdıramadığım Alex'im Alex de Souza

Kaptan kalemizden topu alıp santraya koşuyor.Çok inançlı,gözünden fışkıran ateşi görüyorum,son sözümüzü söyleyeceğiz diyor,haklıyız kazanacağız diyor.Topu santraya dikiyor,inanıyorum kaptan diyorum, onunla beraberiz bende topu santraya aynı inançla dikiyorum.

Alex'imi 18'in önünde indiriyorlar, hakem göremiyor,Kaptan yerde kıvranırken, ikinci golü atan rakip oyuncudan 60 metrelik derinlemesine pas.Kaptanım yerde kıvranıyor o pastan hayır gelir mi ? Hayır gelmez tabi gelmez,geri dönüş vakti gelir.

Korner olur Lugano içerden dışarı çıkmaz, bayağı arkadan yükselerek gelir, rakip az önceki güreş hamlesine, boksla devam eder, önemli olan hakem ne der?Penaltı,kırmızı kart der.Kaptan geçer topun başına, ikinci golü yediğimizde,topu santraya diker gibi penaltı noktasına diker,top iç yan ağlarda,ben ağlamaz mıyım?

Artık galibiyet golünün sinyalleri gelmeye başlamıştır, gol şansına kıramayan Mehmet Topuz'un, çaprazdan şutu,direği yalar geçer, top çaprazda Emre'ye geçer,Emre içeri keser, rakipteki paşa röveşata yapar,Kaptan tekmeye kafa sokar,top o kafaya vuru feyz alır,tribünlere kutlamak kalır,
Kaptan son sözü söyler,bazıları için şampiyonluk yarınlara kalır.

Maç biter,takım gelir,birlikte tezahürat söyleriz.Yanımızda değilsen susulur,biz dinleniriz.
Hemen bırakmazlar sorun değil bekleriz,şampiyonluk şarkıları söyleriz.

Kapılar açılır, çıkışı olmayan Kadıköy'e gitme vaktidir Heyya
Geliyoruz dedik,geldik,yendik dönme vaktidir Heyya

Sahada ve tribünde mücadeleyle kazanılmış,zaferin gururunu, sorumluluğunu taşıdığın tim renkdaşlarını mahçup etmemenin onurunu yaşar,günü en güzel hatıralardaki müstesna yerine itina ile yerleştirirsin.

Mehmet Ali Mesruoğlu

Sn.Okan İnanç'tan 22. Hafta (Beşiktaş-Fenerbahçe) Maç Yorumu



Beşiktaş - FENERBAHÇE: (2 - 4)

Fenerbahçe son haftalarda üst üste galibiyetler alıp, şampiyonluk yolundaki rakipler de puan kaybettikçe rahatlamıştı. Bu nedenle artık Beşiktaşla oynanacak deplasman derbisi için bir puan dahi yeterli olur diye düşünenler çoğalmıştı. Kazanılması halinde ise bir gün için de olsa ilk kez liderliğe yükselinecekti. Beşiktaş için de kötü bir Avrupa maçı sonrası prestij maçıydı. Maç beklenildiği gibi Fenerbahçe’nin golü aramasıyla başladı. Son zamanlarda yaptıkları gibi tüm takım top rakipteyken her topa 2-3 kişiyle koşuyor, topa sahip olunduğunda ise tüm oyuncular sadece rakip kaleyi düşünen hızlı ve ayağa paslaşmalar yapıyordu. Ne var ki bu baskılı futbol fazla uzun sürmedi.

Beşiktaş’ın Dinamo Kiev’den yediği 4 gol de duran toplardan (birisi penaltı) gelmişti. Bunun korkusu ile ilk serbest atışta Selçuk’un kafa vuruşuna birlikte sıçrarlarken Necip’in de kafasını topa yaklaştırması sonucunda birlikte golü attılar. Ne var ki Selçuk’un kafa vuruşuna bir savunma oyuncusunun kafasını koyması bu golü “kendi kalesine” şeklinde yorumlatması yanlıştır. Bu gol Selçuk’un golüdür. Bir futbol gerçeği olarak bu gol sonrası Beşiktaş da iyi bir futbol oynamaya ve golü düşünmeye başlamıştı. Devre biterken sahanın en zor durumda kalan oyuncusu Ekrem kendisinden beklenmeyen bir performansla önce önüne çıkan Andre Santos’u geçip müthiş bir şutla Volkan’ı da geçiyordu.

İkinci yarıya da Beşiktaş beklenmedik iyi futbolla başlayıp 2. Golü de bulunca birden Fenerbahçelilerin başlangıçtaki tüm ümitleri yok olmak üzereydi ki başka bir beklenmeyen olay gelişti. Ferrari Lugano ile maç boyunca yaptığı mücadelede pes etmek üzere olduğundan sinirlenerek rakibinin yüzüne sert bir şekilde vurunca kırmızı kart gördü. Televizyon yorumcularının “ceza sahası içinde Lugano- Ferrari” mücadelesi yorumları da pek bir şey göremediklerinin ispatı gibiydi.

Fenerbahçe’nin yorumcularca anlaşılamayan duran top taktiği eski hocalarından miras kalmış bir taktiktir. Selçuk da duran topta golünü bu taktikle atmıştır önceki maçlarda Lugano’nun golleri de bu taktiğin sonucudur. Lugano her serbest atış sırasında ceza sahasının dışında durmaktadır. Atış yapılırken koşusuna başladığında ise Lugano’yu izlemekten topa bakamayan rakip oyuncular (ki bu maçta bu kişi Ferrari’dir) onun yolunu ya faulle kesmeye çalışmaktalar ya da golüne razı olmaktadırlar. Hani ünlü bir araştırma sorudu var ya: “Duran toplarda adam adama savunma mı yoksa alan savunması mı daha doğrudur” şeklinde. İşte Fenerbahçe’nin bu taktiği sırasında alan savunması yapamayan takımlar çaresiz kalmaya devam edeceklerdir.

Bu maçta Kırılma noktaları da çoktu, maça damgasını vuran olaylar da, maça damgasını vuran kişi de. Tabii bu kişi bir derbi maçında üçleme yapabilen az sayıdaki oyunculardan olan Alex’di. Üstelik Alex maçın büyük bir bölümünde sahada yok gibiydi. İşte zaten Alex’in futbolu da böyle yok sanılırken ortaya çıkan bir futbol gösterisi sunmasından kaynaklanıyor. Olaylar derken tabii ki Lugano’nun neden olduğu kırmızı kart maçın seyrini değiştirmişti. Kırılma noktası da Volkan’ın % 99 gollük bir pozisyonda Almeida’nın ayağından topu çelmesiydi. Dia’nın ise bu maçta top ayağındayken “tutulamaz” sıfatının herkesçe kabul edilmesi bu farklı skorun hak edilen bir skor olduğunu anlatmakta.

Beşiktaş’ın başta Quaresma olmak üzere oyunda hâkim duruma geçtiğinde ise takımın tek hatası bu oyuncuyu sağ çizgide tek kişiyle karşılama yanlışıydı. Çoğu zaman karşısına geçen Santos’a yardım edecek bir başka oyuncu yanına gelmiyor ve tehlikeli pozisyonlar doğabiliyordu. Beşiktaş’ın üstün olduğu dakikalar da bu kanattan gelişmekteydi. Maç sırasında bunun çözümünün bulunması gerekirdi.

Fenerbahçe çok önemli bir 3 puanı deplasman derbisinden çıkartıyordu. Beraberliğin dahi telafi edilebilecek bir sonuç olduğu hesaplanırken bu 3 puan şampiyonluk yolunda çok önemli bir artı oluşturtmuştur. Gelecek maçta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM. Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/