7 Kasım 2010 Pazar

Sn.Okan İnanç'tan 11. Hafta (Fenerbahçe-Eskişehirspor) Maç Yorumu



FENERBAHÇE - Eskişehirspor: (4 - 2)

Artık sezonun ilk yarısında Fenerbahçe için liderliğe oynayan takımlarla değil, diğer takımlarla yapacağı 7 maç kalmıştı. Maç başladığında oyuncuların da bunun bilincinde oynadıkları hemen anlaşılıyordu. Tüm oyuncuların hücumu düşünerek rakip ceza sahası ablukaya alındığı sırada da penaltı ve golü geldi. Fenerbahçe’ye verilmeyecek penaltılardan birisiydi. Hakem, pekâlâ “çarpma” diyerek es geçebilirdi ama penaltıyı verdi. Alex de İvesa’yı ters köşeye yatırarak her zaman attığı taraftan değil kalecinin sağ tarafından, direğin hemen dibinden 5. dakikada ilk golü kaydediyordu. Maçın hemen rölantiye alınacağı bir futbol gerçeği olarak dururken aşırı mücadele beklemek yanlış olurdu. Ne var ki bu sırada rakibin gole ulaşacağı beklenmiyordu.

Beraberlik Fenerbahçeli oyuncuları tekrar ateşlemişti. Rakibi çıkartmadan golü aramaya başlamışlardı ki 5 dakika sonra 2. gole ulaştılar. Gökhan Gönül arka arkaya sıralanan bindirmelerinden birini Semih kafayla gole çeviriyordu. Bu gol göstermekteydi ki Fenerbahçeli futbolcular gole ulaşmak istediklerinde bu golü çabuk bulmaktalar. Ne var ki, bir başka isteklerini yani gol yememeleri gerektiğinde de bunu kolayca yerine getiremedikleri de bir gerçek. 29 golle ligin en fazla gol atan bir takımının yediği 14 gol de zaten bunu göstermekte. Bu maçta da 3. gol bulunamayacak olsa işler zora girmek üzereydi. Gökhan Gönül başarılı futbolunda bir de gol kaydederek kendisini ödüllendiriyordu. Şutunda ise, şutun sertliği nedeniyle, hani 6 -0’ı hatırlatan şarkıda ki “…oha...” kelimesi var ya işte o kelime istem dışı ağızdan çıkıveriyordu.

Takımın en iyisini bulmak çok zor bu nedenle bir ayırım yapmadan en iyileri sıralamak gerekecek. Gökhan Gönül’den yukarıda söz ettik. Rakibin solunu delik deşik eden sağ çizgi çıkışlarının hemen hepsi gol pozisyonu doğuracak kalitede çıkışlardı. Ayrıca asistleri de içeri girdiği anlarda gerçekleşti. Alex son 2 haftadaki gibi hem çalışkan hem de gole dönük asistlerin krallığını sürdüren bir verimdeydi. Yobo savunmada hem yer tutuşuyla, hem akınları kesmedeki üstün tecrübesiyle savunmanın belkemiği görünümünü sürdürmekte. Mehmet Topuz geldiğinden beri bu maçtaki kadar istekli ve de verimli görülmemişti diyebiliriz. Yorulmak nedir bilmedi derken buna ayağındaki her topu gole dönük kullandı sözünü eklemek gerekir. Stoch, her maçta oynatılması gereken, olmazsa olmazlardan olduğunu gösteren bir maç çıkardı. Bu nedenle Fenerbahçe iki kanadını da kullanarak kanatlandı da kanatlandı.

Vasat oynayanlara da söylenecek bir söz yok ama üzülerek eklenecek birkaç söz ve birkaç kişi de var. Lugano sonradan öğrendiğimiz hareketleri nedeniyle hem kendine hem de takımına ayıp etmiş. Koridor kavgası, ülkesinin milli takımının kaptanı olmuş Fenerbahçeli bir oyuncuya hiç yakışmıyor. Şimdi alacağı cezalar nedeniyle takımını yalnız bırakacak. Üstelik de tam da Yobo ile ideal bir ikili oluşturmaya başlamışken. Yerine alınan Bilica’ya da yazık etti. Heyecanı ile tam da maça ısınamamışken yaptığı bir hata ile Beşiktaş tribünlerinin Kaleci Hakan için başlattığı modaya uyan tribünlerce ıslıklanmaya başlandı. Hani bazı paralı amigoların her takımın maçlarında tribünlerde yer aldığı söylenir durur ya. Sanki bunu ispatlar gibi Bilica için ıslıklama, yuhalama ayıbı başladı. Bu, taraftarın kendi takımını da sabote etme fiilinden başka bir şey değildi. Volkan tribünleri susturmaya çalışırken bazı taraftarlar da olması gerektiği gibi Bilica’yı cesaretlendirmeye çalıştılar. Ne yazık ki ayıp işlenmiş ve ortaya konulmuştu bir kere. Oysa tribünlerin doluluğu, devamlı sloganlarla maçın izlenmesi, gerektiğinde rakip oyuncuların ıslıklanması çok güzeldi. Hatta şampiyonluk ümidinin yaşandığı zamanlarda 4 tribünce çekilen “Sarı- Lacivert – Şampiyon – Fener” sloganında da devamlılık ve yüksek desibel gerçekten de coşturucuydu. Yazık oldu.

Birkaç sözün de Cristian için söylenmesi gerekiyor. Bilmiyoruz hocasının isteği mi yoksa kendisi mi ileriye doğru oynamamak üzere yemin etmiş. Ayağına gelen her topu Maldonado gibi ya yanındaki en yakın arkadaşına ya da gerideki oyunculara göndermekte. Bir kez ileriye dönük oynadığında dayanamayıp yanımda homurdanan tüm seyirciler doğru; “yeminini bozdu artık” dedim. Takım 3-1 öndeyken bile bu oyunu oynamasına hiçbir anlam verilemiyor.

Dia’nı oyuna girmesi ile Stoch’tan sonra durgunlaşan sol kanat gene canlandı. Bu canlanma gelecek için taraftara ümit veriyordu. Takıma bir de Niang’ın katılacak olması hemen akıllara geliyordu. Bu arada her iki devrenin de son 15 dakikalarına gelindiğinde Fenerbahçeli futbolcuların kondisyonlarının rakiplerinden çok daha iyi olduğu bariz bir şekilde ortaya çıkıyordu. Medyanın Fenerbahçeli futbolcuların kondisyonlarının zayıf olduğu şeklindeki iddialarının ne kadar yanlış olduğu gözle görülür gibiydi. Gelecek hafta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM.Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/

5 Kasım 2010 Cuma

Çok Güzel Hareketler...






Talihsiz bir sakatlık yaşayıp ayağı kırılan, U 15 takımı oyuncumuz Mirkamil Haşimli'yi takım arkadaşları unutmadı.BJK maçında Ramazan uzatma dakikalarında beraberlik golünü buldu, bütün takım içlerine giydikleri Mirkamil'in fotoğrafı olan tshirt'leri ile golü arkadaşlarına hediy ettiler.Çocuklar size inanıyoruz,siz de size inanın.

4 Kasım 2010 Perşembe

İsyanımız Var...



İslam Çupi ölümsüz yazısında ne güzel de özetlemiş."Fenerbahçe gittiği her kente kendi ile birlikte bereketini götürür"derken.
Bu bereketin sömürülmesini ve bilet fiyatlarında Fenerbahçe aleyhine yapılan uygulamaları şiddetle kınıyoruz.
Fenerbahçeliler Derneğinin haklı isyanını destekliyoruz.

İslam Çupi'nin Yazısı:

Türkiye'de, Fenerbahçe Cumhuriyeti sağlıklı başarılı ve ilkse bu ülkede her
şey mutlu ve huzurludur. Esnafın yüzü güler, parakendeci ve toptancıların
tezgahında mal kalmaz. Tiyatrolar, sinemalar, sazlar, barlar meyhaneler fuldur.
Stadlar Türkiye'nin her vilayetinde lebaleptir. Fenerbahçe gittiği her kente
kendi ile birlikte büyük bereketini götürür, i...ler diye uğurlanmasına rağmen.
Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa, Türkiye yoktur, futbol yoktur, bolluk
yoktur, insanlar yoktur, canlılar güç nefes alır ve bu ülke kısa süre sonra
yaşayan yer olmaktan çıkıp, mezarlık olur. Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk
büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte,
adı konamaz... "

Fenerbahçeliler Derneğinin TFF'ye gönderdiği dilekçe:

31 Ekim 2010 Pazar

Sn.Okan İnanç'tan 10. Hafta (Bursaspor-Fenerbahçe) Maç Yorumu



Bursaspor - FENERBAHÇE: (1 - 1)

Bu maç lidere yaklaşma maçıydı. Bu nedenle berberliğe ne kadar üzüldükse de oynana futbolun umut verici olmasına da sevinmek gerekiyor. Fenerbahçe ilk yarıda, lider karşısında çok üstün bir futbol oynarken çok sayıda da gol pozisyonuna girdi. İlk yarı tek golle geçileceğine kaçan gollerden birisi dahi girecek olsa rakibinin bu futbolu nedeniyle Bursaspor’un da pes edeceği oynanan futboldan da anlaşılıyordu. İkinci yarıya Bursaspor beraberlik golü için kararlı başlayınca Fenerbahçe psikolojik olarak galibiyeti koruma yolunu seçti. Son yıllarda ki birçok maçta olduğu gibi de galibiyeti koruyamadı.

Maç çok çekişmeli, bol pozisyonlu, son zamanların en güzel maçı şeklinde geçti. Hele 1 – 1’den sonra iki takımın da beraberliğe razı olmayıp galibiyeti araması karşılıklı gol pozisyonlarının yaşanmasına neden oluyordu. Fenerbahçe’nin bu etkili futbolunda taraftarı şampiyonluk amacında sevindiren önemli bir düşünce de bu takıma bir de Niang’ın katılacak olmasıydı. Volkan gibi bir kalecisinin olması da ezeli rakipleri kalede sıkıntı yaşarlarken takımın en önemli artısı olmaktaydı. Gerçekten de Volkan hem birebirde defalarca karşı karşıya kaldığı Sercan’ın ayağından topları karşılarken hem de refleksle olsun yer tutuşlarıyla olsun gollük vuruşları önlerken çok başarılıydı. Yüksek toplara çıkışlarında da hatasız vuruş ya da bloke edişleriyle takımın en iyilerinden oluyordu.

Bu maçta takımın diğer iyilerini de sıralayacak olursak gene Emre’den başlamak doğrusu olacaktır. Emre, futbol gerçeğinde örnekleri az olan bir futbolcu tipi olarak başarısını sürdürmekte. Hem rakip oyuncuların ayaklarındaki topu çalmada hem de bu topu olumlu ve ileriye dönük oyuna sokmada ender futbolculardan olduğunu bu maçta da gösteriyordu. Hele atılan golde çizgiye inmek için rakibini geçerken hem vücut çalımı atıyor hem de ayağındaki topu rakibinden kurtaracak çalımı atıyordu. Bu rakip geçişi defalarca izleyecek olursanız bir örneğine ne kadar az rastlamış olduğunuzu da fark edeceksiniz. Bu golden önce Fenerbahçe çok güzel hareketlerle rakip kaleyi ablukaya almış olduğundan “gol kokusu” da çıkmaya başlamıştı. Bursaspor ise sadece izlemekle yetinmekteydi. Oysa hem Bursaspor’un beraberlik golünü aradığı dakikalarda hem de maç berabere duruma geldikten sonra Fenerbahçe hiçbir dakikada pasif duruma girmedi. Bu noktadan bakacak olursak maçın hakkının Fenerbahçe’nin galip gelmesi şeklinde olması gerektiğini de görmek gerekir.

Emre’den sonra gelen iyiler sıralamasına devam edecek olursak Alex’e geçmemiz gerekecek. Son zamanlarda (hatta belki de öteden beri) Alex’i top rakibin ayağındayken bu kadar aktif izlediğimi hatırlayamadım. Tabii top ayağındayken verdiği ince paslara alışık olduğumuz için söz etmeye bile gerek görülmüyor. Bu iki önemli hususa, hızlı hücumlarda top takım arkadaşlarındayken attığı sayısız deparı da eklemek gerekiyor. İşte bu maçta kısacası Alex buydu. İyiler sıralamasına devam edecek olursak Savunmanın yenisi, hem futboluyla hem de fiziğiyle eski Uche’mizi hatırlatan Yobo’ya sıra gelecektir. (Bu futbolcunun kiralık olan bonservisini almak artık şart olmuştur.) Yobo’ya rağmen, hatta topu karşılamadaki üstün başarısı olan Bilica’ya rağmen Fenerbahçe’nin kalesinde çok sayıda pozisyon vermesinin bir nedeni olarak Lugano’nun yokluğu düşünülmelidir. Rakip atakları karşılamada alan paylaşımında bu iki futbolcu bir arada çok daha iyi anlaşmaktalar. Stoch bir iki hatası dışında başarılıydı. Hızlı hücum çalışmalarına devam edilmesi gereği ortada. İşte bu çalışmalar sonra sı Fener bahçe hızlı kontrataklara çıkmaya başlayacaksa Stoh ile takıma katıldığında Dia başrolde olacaklardır.

Bu maçta Fenerbahçe liderlikteki rakipleri karşısında hem 2 puan kaybetmiş hem de Bursaspor’a yaklaşma olanağı varken bunu gerçekleştirememiştir. Buna rağmen taraftarların üzüntüsünü azaltan ise takımın oynadığı futbolla ilerisi için verdiği ümittir. Hem de Niang gibi bir futbolcusundan yoksunken bu futbol oynanıyorsa. Gelecek hafta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM.Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/

25 Ekim 2010 Pazartesi

Hadi Canım Sende.(Ankara Gücüne Gitti mi?)


06 Plakalı Ankaragücü ile 16 Plakalı Bursaspor maç yapsınlar.Ayrıca ikisi kaaardeşşş kulüp olsunlar.Maçın 6. dakikasında Ankaragücü, 16.dakikasında Bursaspor gol atsın, kendi plakalarında gol atsınlar.Hani her ikisinin birbirlerinin ismini bağırdığı dakikalarda.
"Hayat Tesadüflerle Dolu" inandınız mı böyle bir ihtimale?Olur mu canım.Hadi canım sende...

İstanbulspor,Adanaspor'u ligin ilk maçında oynatan, Ankaraspor'u ihraç eden federasyon bu sadece tesadüf harekete geçmeyin.İki kardeşten ihtiyacı olan kazansın, karşılıklı goller birbirlerinin plaka rakamlarında atılsın normal ,normal.Her sene bir kaç hükmen maç kazandıralım Bursa'ya kardeş kıyağı da olsun, bu kıyak dalga geçilircesine yapılsın.

Hadi her şey olur da, Ankara gücüne gitmiyor mu? Böyle yaşamak.

Mehmet Ali Mesruoğlu

Sn.Okan İnanç'tan 5. Hafta (Fenerbahçe-Galatasaray) Maç Yorumu



FENERBAHÇE - Galatasaray : (0 - 0)

Boşuna, Qualyteli Türk Medyası (QTM) denmiyor onlara. Tüm hafta boyunca Fenerbahçe’nin kaç gol atarak kazanacağını tartışmışlar, sanki atamayacak olurlarsa bu çok büyük bir zaaf olur gibi göstermişlerdi. Maç golsüz bitince sanki Fenerbahçe ezeli rakibine farklı kaybetmiş gibi karşılanıyordu. Maç sonrası Galatasaray takımı sahadan sevinç gösterileri ile ayrılırken taraftar da sanki şampiyonluk yolunda önemli bir adım atılmışçasına bayram yapıyordu. Oysa bu maç sonrası lider ile aralarındaki puan farkı 10’a çıkmış takımları hala 9. sırada yer alıyordu.

Bu maçta Fenerbahçe’den galibiyet beklenirken beraberlikle sonuçlanmasının nedenleri şöyle sıralanabilir:

  1. En önemli neden olarak maçın hakeminin idare şekli gösterilmelidir. Daha kaliteli bir takım olduğu herkes tarafından kabul edilen Fenerbahçe’nin futbol oynanan bir maçta başarılı olacağı da bellidir. Oysa Galatasaraylı oyuncuların futbol dışı her hareketleriyle, yaptıkları çok sayıda faulle maçın çok sık durmasına neden olurken Hakem bunu önlemek için hiçbir gayret göstermiyordu. İkazlarına erken başladığı gibi kartlarını da yerinde ve zamanında çıkartacak olsa sık sık oyunu durdurmaya bu kadar cesaret bulamayacaklardı.
  2. Hakem kırmızı kartı hak eden Neill’e kart göstermeye cesaret etse konuk takım 10 kişi kalacak ve Fenerbahçe’nin gole ulaşabileceği bir pozisyon hatalı ofsayt kararıyla kesilmese skor başka olacaktı. Bunlar hatalı hakem kararlarıydı.
  3. Fenerbahçe orta sahada rakibi kadar presli oynamıyor, gölge presi tercih ediyordu. Nasıl olsa kazanırız anlayışı top rakipteyken bekleme moduna geçmelerine neden olmaktaydı. Oysa rakip orta sahada top Fenerbahçe’deyken ayağa pres uyguluyordu. Belki de isimleri olan oyuncular sakat olmasa bu maçta pres yapan bu oyuncular takımda olmayacaklardı.
  4. Kazanmak için hücumda çabuk çoğalmak gereğini uygulayamıyorlardı. Emre bile çok geride top alıyor. Savunma geride hem çok sayı ile kalıyor hem de ileriye çıkışlar az kişiyle uygulanıyordu.
  5. Takım henüz kontratak çalışmalarına başlamamış görünüyor. Hızlı tek bir atak yapamadıkları gibi uzun paslar sonrası topu alan oyuncu yakınında çok sayıda oyuncu bulamıyordu.
  6. İyi oynayan oyuncuların az sayıda kalması bir yana vasatı geçemeyenlerin sayısı da epey fazlaydı bu maçta.

Takımın en iyilerinin savunma oyuncuları oluşları da kötü futbolu izaha yeterli oluyor. Bu anlamda, Volkan, Yobo, Gökhan Gönül, Caner en iyiler olarak sıralanmalıdır. Vasat olanlar dışında kendilerinden bekleneni veremeyenler ise; Dia, Alex ile Stoch şeklinde sıralanabilir. Zaten gol pozisyonu sayısının beklenenin çok altında kalmasında da Fenerbahçe’nin bol gollü maçlarına nazaran kanatları fazla kullanamaması neden olarak görülebilir. Gökhan Gönül’ün hem büyük bir çaba hem de son sürat koşarken büyük bir beceriyle çizgiden çıkarttığı top gol olsa o zaman üzünülmesi gerekirdi. Sonuçta bir derbi maçı beraberlikle sona eriyordu. Bu taraftarın üzüldüğü kadar kötü bir sonuç değil. Futbolcuların klasiklerinden olan “artık önlerindeki maçlara bakmaları” gerekecek. Gelecek hafta buluşmak üzere hoşça kalın.

YMM.Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

http://www.yenicagymm.com/

22 Ekim 2010 Cuma

Ödüllü Soru 4


Haftanın ödüllü sorusu klasiklerden...

Fenerbahçe 3 kez üstüste maç kazandıktan sonra,evinde GS'yi lig tarihinde kaç defa yenmiştir?

1) Biz Heybeli'de her gece...
2) Oha Fenerbahçe
3) Her kere
4) 24.Mayıs.1962'de bir kere
5) Hep biri

Doğru yanıtı bilen 6 kişi gol kazanacaktır.

1961-62 sezonunda Fenerbahçe sırasıyla;

06 Mayıs 1962'de Göztepe'yi deplasmanda 1-0
10 Mayıs 1962'de Beykozspor 1908'i 2-1
13 mayıs 1962'de Ankaragücü'nü 3-0'la geçtikten sonra evinde GS'yi 1-0 mağlup etti.
75.Dakikada B.Ahmet'in faulune maruz kalan Lefter'in ceza sahasına yolladığı serbest atışa
iyi yükselen Selim Soydan,Turgay Şeren'i mağlup etti...
(Maçta asılan bir pankart..."Fenerbahçe Seninle İftihar Ediyoruz")


Hedefine sağlam adımlarla giden Fenerbahçe için GS maçı bu defa dirilme maçı değil, istikrarın devamı...Başarılar Fenerbahçe
(Gazete 25 Mayıs 1962 Milliyet Gazetesidir)