26 Eylül 2010 Pazar

Pen6 (Ödüllü Soru)


Ödüllü soru

Süperlig'de Fenerbahçe en son penaltısını kaç hafta önce atmıştır?

A) Fi tarihinde
B) Penaltı nedir?
C) 30 (yazıyla otuz) hafta önce
D) C şıkkı
E) Hepbiri

Soruyu doğru cevaplayan 3 takipçimiz penaltı kazanacaktır
3o takipçimiz de 10 kusurlu hareketten istedeğini seçebilecektir.

Güleriz ,ağlanacak halimize.
Ligde son 30 haftada en çok gol atan takımın, bir tane bile penaltısı yok, ironik...

22 Eylül 2010 Çarşamba

Sn.Okan İnanç'tan 5. Hafta (Fenerbahçe-Beşiktaş) Maç Yorumu



Fenerbahçe- Beşiktaş: (1 - 1)

Fenerbahçe’nin kaçırdığı goller nedeniyle kaçırdığı galibiyet derbiye damgasını vuruyordu. İlk yarı başladığında sanki Beşiktaş bu maçta daha iyi gibi bir izlenim edinildiyse de ilerleyen dakikalarda Fenerbahçe oyunun hâkimiyetini ele geçirdi. Bu ele geçiriş öyle bir ele geçirişti ki şanssızlıkla kaçan goller olmasa devre 5 – 0 bitebilirdi. Beklenen gol 26. dakikada geldi. Bu gol bile inanılmaz bir şekilde önce kaçırıldı sonra atıldı. Niang da ilk derbi golünü atarken gol krallığı iddiasına uygun gol sayısını da arttırıyordu. İkinci yarı ilk yarının tam tersi bir Beşiktaş hâkimiyeti ile devam ederken oyuncuların hiç başaramadıkları, tek farklı galibiyeti koruma gayreti içinde oldukları hayretle izlenmekteydi. Bu kez de az sayıda da olsa golleri kaçıran veya Volkan’ın müdahaleleriyle uzaklaştırılan gol pozisyonlarını kaçıran Beşiktaş oluyordu. Tribünde bu dakikalar izlenirken hemen akla gelen ise Stoch oluyordu. İlk yarının başarılı ismi Emre’nin de çıkmasıyla kaliteli ayak sayısındaki bir eksilmenin tamamlanacağı düşünülüyordu. Aykut Kocaman ise değişiklik yapmak da hem gecikiyor hem de hayretler içinde Alex’in yerine kalitesi tartışmalı olan Cristian’ın alıyor, Stoch ise ısınmaya devam ediyordu. Bu düşünce ise, savunmaya önem verip, takım oyuncularının yaptığı “golün üzerine yatma düşüncesi” ile eş anlamlıydı.

Sonra Fenerbahçe için korkulan oldu ve beraberlik golü bir penaltıyla geldi. Penaltı, “Fenerbahçe’ye verilmeyenlerden ama normalde belki verilebilecek” tartışmalı bir penaltıydı. Penaltıda Volkan bu topu da çeldi ama içeri girmesini önleyemedi. Kalan sürede gol de atılabilirdi ama nedense oyuncularda bu gayret göze çarpmıyordu. Bunun nedeni ya kondisyon eksikliği ya da birbirlerine olan inanç eksikliği olarak düşünülebilir.

Fenerbahçe’de Selçuk, Cristian’dan daha yararlı bir oyuncu olduğunu ilerde, geride her topa yetişerek gösterirken, Emre, Gökhan, kaçırdıklarıyla değil ama pozisyonlara girmesiyle Niang takımın en iyileriydi. Tabii Lugano- Bilica ikilisi, uyumları ve gayretleri ile savunmanın diğer iyilerini oluşturuyorlardı. Ayrıca takımda vasatın altında oynayan yoktu. Takımın sadece golün üzerine yatma gayreti eleştiri konusu oluyordu. Bir de maçın kötüsü hakemden söz etmek gerekir. Sarı kartlarına erken başvuracak olsa oyuna hâkim olabilecekken tam tersini yaptı. Hem kartlarda çok geç kaldı hem de maçın hâkimi olamadı. Sanırım buna bir “Hakem Kompleksi” neden olmaktaydı. “Seyirci etkisinde kalmadığını ortaya koyma gayreti” buna neden oluyordu. Seyircinin sesi yükseldikçe o “yok bir şey” moduna girmeyi yeğlemekteydi.

Yazık oldu, maçın hakkı beraberlik değil, farklı bir skorla Fenerbahçe’nin kazanması şeklindeydi. Fenerbahçe kalite olarak ligin en üstün takımı olduğunu bu derbi maçıyla gösterirken her maçta ısıran pardon öpen takım olabilirse ligin de, bu puan kayıplarına rağmen en büyük şampiyon adayıdır.

YMM. Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

www.yenicagymm.com

14 Eylül 2010 Salı

Gözünü Sakınma Hocam


Gözünü Sakınma Hocam

Verdiğin kararların arkasında durmalısın, bizim senin arkanda durmamızın bedeli budur.
Biz senin "Adam gibi Adam"lığını, camiamıza yakışan duruşunu sevdik.
Hata yapabilirsin, yapmalısın da ama arkasında duracağın şekilde...

Biz inanıyoruz ki her şeyinle bu kulüp ve camia için çalışacaksın ve eminiz ki yapamayacağına inandığın noktada bırakıp gidersin.

Yedek stopersiz deplasmana gidersin, yanında birini ısındırmadığın forvet bile vardır , risk almışsındır, bizim anlayamadığımız bir strateji geliştirmişsindir, hepsine eyvallah ama aldığın risk gerçekleştiğinde utanma,arkasında dur.Sakınan göze çöp batmasın, "Sakınma Gözünü"hocam...

Yeni gelen oyuncunu iki antremandan sonra ilk 11'e koymanda bildiğin bir şey olduğuna inanıyoruz, takım içi adaleti sağlayacağından, gençleri kazandıracağından şüphemiz yok,olmamalı...

Tek korkun, tek korkumuz kaybetmek olsun.

Mehmet Ali Mesruoğlu


(İçinmden geldi birinci tekil şahıs yazdım, lütfen yanlış anlaşılmasın.)

12 Eylül 2010 Pazar

Sn.Okan İnanç'tan 4. Hafta (Kayserispor-Fenerbahçe) Maç Yorumu



2010-11 SEZONUNDA FENERBAHÇE

(4.Hafta)

Kayserispor – Fenerbahçe : (2 - 0)

Maç başlamadan önce ilk 10 dakikada durumun belli olacağını söylüyordum ama hiç de öyle olmadı. Fenerbahçe’nin ilk 10 dakikadaki üstün oyunu dakikalar ilerledikçe yok oldu gitti. Oysa bu maç rahat kazanılan bir maç olsaydı arkası da kolay gelecek gibi görünüyordu. Kadro çok iyiydi ama henüz ortada takım “yoktu”. Transferlerde geç kalınıldığı bir gerçekti ama Dünya Kupası’nı oynandığı her yıl, her takım transferlerde gecikiyordu.

Bu maçtaki Fenerbahçe gerçekten de kötüydü. “Kimseyi eleştirmeyelim” diyenlere hatırlatmak gerekir ki, çözüme ulaşmak için, iyiyi bulmak için eleştiri şarttır. Bunun tersi işi şansa bırakmak, oluruna terk etmek olur ki hiç de akılcı bir yol olamaz. Bu maçtaki kötü futbolun ve buna bağlı yenilginin çok sayıda nedenlerinden gördüklerimi sıralamak isterim:

  1. Hala takım olamamak. Ligin 4. haftasına gelindiği halde takıma ilk kez girenlerin, ilk kez bir arada oynayanların hala takımda bulunabilmesi.
  2. Adeta 4 stoperle oynar gibi Emre ile Cristian’ın iki stopere çok yakın oynamaları.
  3. Takımın, toplu savunma, toplu hücum tek gerekli “Futbol Gerçeği”ne oyunun hiçbir dakikasında ulaşamaması.
  4. Çok az bir arada oynamış olan sağda Okan’la M.Topuz’un solda Caner ile Stoh’un anlaşmalı bir şekildehemen hemen hiç rakip aut çizgisine inememeleri.
  5. Gerçekten de çok ümit veren bir santrafor olan Niang’ın çok yalnız bırakılması. Bu oyuncunun her top ayağına gelişinde rakip 3-4 futbolcu ile boğuşmak zorunda kalması.
  6. Artık, gittikçe form düzeyi ile takıma katkısı düşen Cristian’ın yerine diğer alternatiflerin düşünülmemesi de eleştiriyi hak eden bir tutum olarak göze çarpmakta. Üstelik düzelen sakatlıklar sonrası 6+2 problemi yaşanırken bu oyuncuda ısrar etmenin de bir anlamı kalmıyor.
  7. Selçuk zaman zaman stoper oynamış olabilir ama Fenerbahçe’de hiç oynamamışken ve kalede 2 yedek kaleci varken yedek stoper götürülmemesi de kumar oynamaktan farksız bir hale gelmişti. Üstelik bu “kötü el” kayba neden olacak şekilde gerçekleşiverdi. Selçuk stoper olarak, yer tutma problemi yaşarken 2 golün gelmesi hiç de sürpriz sayılamazdı. Neyse ki Volkan sayesinde 2 de kaldılar.
  8. Alex bu takımdan çıkartılacaksa “Oyun Kurucu”nun defalarca denenerek takıma uygun hale getirilmiş bir alternatifinin oluşturulmuş olması gerekir. Bu aslında Emre olarak hazırlanmalıyken Alex’in her çıkartılışında başka başka oyuncular denemekte.
  9. Son haftalarda yetersiz kalan M.Topuz’un protestolarla karşılaşılacağı belli olan Kayseri’de oynatılmasının doğruluğu da eleştiri konusudur.
  10. Geri paslar dışında olumlu paslarla rakip kaleye çok az giden, rakip yarı sahaya yerleşemeyen bir takımın maçı kazanması mucize olurdu ve futbolda mucizelerle ancak zaman karşılaşılabiliniyor.

Sanırım yukarıda sıraladığım 10 neden yenilgi için yeterli olacaktır. Henüz sezonun başındayız. Hepsine çözüm bulunacaktır. Önce ideal onbir bulunacak sonra da yedek kulübesindekilerle birlikte takım olunması sağlanacaktır. İdeal onbir bulunduktan sonra sahada oynayacak 14 oyuncunun sadece sakat ve cezalı olma durumlarında değişmeleri bence sık sık değişim diyenlere göre daha takım olmaya uygun seçimdir. Taraftarlar, eleştirilerden sonra, alınacak derslerle birlikte sanki bu hafta Beşiktaş maçının kazanılmasıyla “Yeni Fenerbahçe” ortaya çıkacak gibi bir ümit taşıyabilirler.

YMM. Okan İnanç

okaninanc@superonline.com

www.yenicagymm.com

9 Eylül 2010 Perşembe

Sivil Örümceğin Ağında Bayramımız Kutlu Olsun



Öncelikle Bayramımız Kutlu Olsun.

Mustafa Yıldırım'ın Sivil Örümceğin Ağında adlı bir kitabı var.Kitap demokratikleştirme adı altında Türkiye'nin sömürgeleştirildiğini öne sürüyor.bu hareket yapılırken izlenilen 21. maddelik yol haritası açıklanıyor.

İddiaların doğruluğu ve ya yanlışlığını tarih gösterecek.Gündemi de düşünerek 2 maddeyi paylaşmak isterim.

17. kültürel kaynaşmanın yıkımı: “çok kültürlülük” propagandasıyla toplumsal ortak kültürün temellerinin yıkılması. uluslararası karşı kampanyalar ile ulusal kurtuluşun simgesi olan anma günlerini ve toplumun tarihten kalma bağımsızlık ve onur simgesi özelliklerini sözde dostluk adına silikleştirerek güdülebilir bir topluluğa dönüştürmek. din kültürünün parçalanması, geleneksel akışın kesilmesi ve ulusal dayanışmayı pekiştirici etkisinin yok edilmesi için, “medeniyetler/dinler arası diyalog” programıyla, batı’nın dinsel kurumlarının güdümünde eritilmesi. böylece azınlık din kurumlarıyla, ulusal egemenliğin karşısında ortak, dinsel cephe oluşturulması
18. inanmış örgüt liderlerinin yetiştirilmesi: liderlik programlarıyla, güdümlü yeni dünya düzenine tapınan ultra-liberal önderlerin üretilmesi ve yeni partiler kurulması, varolanlara yeni liderler yerleştirilmesi; parti programlarının rejimle hesaplaşmaya yönelik, birer kışkırtma programına dönüştürülmesi.

Ne yazık ki 2 maddenin doğruluğunu kanıtlayacak bir çok olayla karşı karşıyayız.

Değerlerimizi unutturuyorlar.Bugün bayram ama erken kalkmıyor çocuklar, tatil hesabı yapıyor biz büyükler.
Bayramın adı var, tadı sadece şekerlerde saklı.

Siyaset devamlı kutuplaşmalar doğuruyor, hoşgörü yok...

Sonsöz:

Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Türbanlı-Açık şimdi de Evet-Hayır saygısızca kutuplaşmalar yaratıyorlar.Burası hoşgörünün toprakları ama bize geçmişimizi, geleneğimizi de unutturuyorlar.Bugün bayram ve erken kalkmıyor çocuklar... Ne olursa olsun Gel'den ya Sev ya Terket'e gelmeyelim, oyuna gelmeyelim.Hepimizin BAYRAM'ı kutlu olsun.


Mehmet Ali Mesruoğlu

5 Eylül 2010 Pazar

Geçmiş Zaman Olur Ki...(Milan Rapaiç)


Hamit Altıntop'un milli maçta Kazakistan'a attığı gol beni yıllar öncesine götürdü.
Tarih 16.02.2002 yer Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu
Maç: Fenerbahçe-GS
Dakika: 27
Fenerbahçe Ogün ile korner kullanıyor, top 18'in üzerine doğru Rap Rap Rapaiç'e doğru geliyor ve muhteşem füze ağlarda , ama topu göremeyen Mondragon hala topu bekliyor.

Fenerbahçe bu golle maçı 1-0 kazanıyor.Bu golden sonra GS 4 kırmızı kart görüyor,Fenerbahçe başka gol atmaya gerek görmüyor,maç RapRap'in muhteşem füzesiyle hafızalardaki yerini alıyor.