
Resmi sitemizde dün çıkan bir haber vardı."transfer Spekülasyonları Üzerine"



Hep Destek Tam Destek kelimesini herkesin iyi anlaması gerekir.
HPTD ile körü körüne desteğin arasındaki farkı da anlamına gerekir.
Young Boys maçının devre arasında takımı ıslıklarla soyunma odasına göndermek taraftarın olağan bir tepkisiydi, hiç bir grup ya da bireyin yönlendirmesiyle değil taraftarın içinden gelen bir tepkiydi, bu aslında ” Nerede olduğunuzu bilin, burası Fenerbahçe aklınız başınızda olsun eğer formanın hakkını vermeyecekseniz bu formayı giymeyin” demekti.
Her türlü tepkiyi veririken düşünmemiz gereken ilk şey her zaman önümüzde kazanılması gereken bir maç daha olduğu gerçeğidir.
Ben Aziz Yıldırım'ın yerinde olsam geçen senenin sonunda istifa ederdim, hatta etmesini de istedim.
Çünkü ortada bir soru ya da başarısızlık varsa bu durum baş sorumlusu en tepedeki kişidir, eğer yönetimden şöyle bir açıklama gelseydi; son maçta trajik bir şekilde kaçan şampiyonluktan dolayı herkesten özür diliyoruz futbolun en büyük unsuru olan şans faktörünü de yanımıza alıp bir gol atamadık bu durumu taktik ve teknikle açıklamak mümkün değildir, bu sebeple takımı güçlendirerek yolumuza Daum ile devam edeceğiz. İşte bu tarz bir açıklama yapılmadan faturaları Guiza, Daum gibi isimlere kesersen bende sana keserim. Eğer başarısızlık görüyorsan bu senin başarısızlığındır aksi bir görüşün varsa neden kelle alıyorsun?
Yani Fenerbahçe'ye hoca hangi kriterlere göre seçiliyor? Fenerbahçelilik mi? Kariyer mi? Maliyet mi?
Elde Güiza ve Semih varken bilmem kaç milyon euroya Gökhan'ı transfer ediyorsun, bu üçü de kadrodayken 15 milyon eurya forvet bakıyorsun, bu 4 oyuncudan bir tanesi ilk 11 oynayacak dördünün aliyeti ise 40 milyon euroyu buluyor, bu kimin parası beyler?
Yönetim gücünü aynı siyasi partilerdeki gibi tek adam olmaya hrcıyorsun kendine rakip gördüğün herkesi kulupten uzaklaştırıyorsun, taraftar da buna dahil.
Aziz Yıldırım'ın dönemini muhasebesini yaptığım zaman katkılarının kat be kat fazla oluğunu düşünüyorum Fenerbahçe'nin önünü açmış, vizyonunu genişletmiştir bu sebeple kendisinden sonra gelen başkanın da o yolda ilerleyeceğini ve bundan sonraki olası Aziz Yıldırım katkısından daha fazla olacağını düşünüyorum.
Tekrar ediyorum benim gözümde Aziz Yıldırım benim gördüğüm aklımın erdiği dönemlerdeki en iyi Başkandır, bu kulupten alkışlanarak ayrılmayı toplam fayda olarak baktığımız zaman hak ediyordur, ancak alkışlarla mı sitemlerle mi uğurlanacağına kendisi karar vermelidir...


Fenerbahçe - Manisaspor : (4 - 2)
Seyircisiz 2 maç cezasının sonuncusu olan kendi saha maçını kazanması Fenerbahçe için epey önemliydi. Avrupa umutlarının sona ermesinden sonra ligde de 3 maç sonrası puan cetvelinin diplerine doğru inmek bu yılın umutlarının da darbe yemesi olacaktı. Aykut Kocaman Hoca kadroda değişikliklere devam edeceğinin sinyallerini maç öncesi açıklanan kadrosunda da vermekteydi. Son maçların eksileri bol oyuncusu Andre Santos’un kesilip yerine Fenerbahçe’de henüz hiç oynamadığı mevkie çekilen Caner Erkin’in oynaması ilk farklı kadro açıklamasıydı. Buna ek olarak gene Fenerbahçe’de pek rastlanmayan bir olguyla, takımda genç oyuncu oynatılmasıyla karşılaşılmasıydı. Savunma % 50 yenilenmişti.
Medyanın hedefi haline gelmeye başlayan, pek de başarılı bir futbol ortaya koyamayan Cristian’da ısrar etmesi ise bir başka, “kararlarında etki altında kalmayacağının” göstergesiydi. Bu kararlılık, takım başarılı oldukça pozitiflik taşır da tersi durumlarda yıpratıcı olur. Maç başladığında televizyon başındaki taraftarlar durumun nasıl olacağını merakla ve iyi dilekleriyle izlemeye başladıklarında ilk 10 dakika hiç de ümit verici geçmiyordu. Takım hiç ayağında top tutamıyor, kalitesi tartışmasız oyuncular dahi hatalı paslarla top kaptırıyorlardı.
Daha sonra toparlanma başladı mı başlamadı mı sorularının cevabı beklenirken genç oyuncu Okan sağdan güzel bir çıkışla zor yetiştiği topu büyük bir beceri ile içeri çevirdiğinde çıkan kaleciyi görenler başlarını çevirmişlerdi ki tecrübeli kaleci İlker büyük bir hata ile bloke edemediği topu Alex’in önüne düşürdü. Alex ise önünde bulduğu topa bir refleksle ayağını uzattığında golü atmış olduğunu kendisi de hayretle izlemekteydi. Sonra hemen her maçta olduğu gibi takımın maçı rölantiye aldığı izlendi. Bunun nedeni her takım için aynıdır. O da oyuncuların çoğunluğunun kendi kondisyonlarına güvenememeleridir. İlk yarı da bu şekilde sona ermekteydi.
İkinci yarıya Manisapor’un beraberlik golüyle başlanıyordu. Tabii Fenerbahçe de galibiyet golü için tekrar bastırmaya başlamıştı. Lugano’da İsaac’ın golünün benzeri sert bir kafa vuruşu ile 62. dakikada galibiyeti getiriyordu. Alex, korner ve serbest atışlarında eski günlerdeki gibi sert ve yere yakın vuruşlarla gol fırsatı fazla atışlar yapmaya başlamıştı. Ne var ki hala toplara girmekten çekindiği, istenilen gücü hala gösteremediği de bir gerçekti. Emre her zamanki inatçı, ileriye dönük futboluyla takımın en iyisi görüntüsü verirken Genç Okan’ı sonraya bırakıp, neden ısrarla tedavi edilip kalenin teslim edildiğinin bu maçtaki oyunuyla anlaşıldığı Mert’in galibiyette önemli bir payı bulunduğunu da belirtmek gerekir. Niang ise gayretiyle, zor pozisyonlarda attığı golleriyle Fenerbahçe’nin önemli bir gereksinimini karşılayan futbolcu olacağını göstermekteydi. Diğerlerinden; Lugano, Caner ve Stoch’u görevlerini yapanlar arasında sıralamak gerekir.
Gelelim genç oyuncu Mardinli Okan Alkan’a. Kendisini izlerken aynen ilk geldiği yıldaki Gökhan Gönül’ü izliyorum sandım. Kendine güveni, sağ çizgiden çıkışları, tehlikelerde sol kademeye dahi koşacak kadar oyunu okuyan, top ayağına yakışan bir oyuncu kazanmaktaydı Fenerbahçe. Hatta çizgiye inerek yaptığı hemen ortaları nedeniyle Gökhan’a bir üstünlük dahi kurmakta diyebiliriz. Yalnız son yıllarda çıkan transfer şartları nedeniyle genç oyuncuların takımlarınca kaybedilmeleri olasılığını da düşünmek gerekiyor. Sözleşmelerinin son yıllarına gelindiğinde eğer bu genç oyuncular vasat bir oyuncu olarak kalmışlarsa fazla para alamadıkları için diğer kulüplere gitmekteler. Yok, çok kaliteli oldukları ortaya çıkmışsa menajerleri Avrupa fikrini kendilerine aşıladıklarından sözleşme yenilemeye yanaşmamaktadırlar. Gerçekten de sözleşme yenileyerek Avrupa’ya gidecek olsalar o kulübe kimsenin vermediği kadar bir para yardımı yapıp da gitmiş olacaklardır. Bu nedenle son transfer kanunlarına göre genç oyuncu demek o kulüpte yıllarca kalacak demek değildir. Yararlanılacağı kadar yararlanmaya çalışmak doğrusu olmaktadır.
Fenerbahçelilerin, 15 günlük milli maç arasında 4 Eylül’de Sivas’da yapılacak hazırlık maçı sonrası Kayseri’de oynanacak 4. hafta maçına ümitle bakabilecekleri bir kadro oluşmakta. Keşke bu kadro Avrupa kupa maçları öncesi kurulabilseydi. Pardon, “keşke” diye bir kelime bulunmadığını birden unutuvermişim.
YMM. Okan İnanç
Trabzonspor - FENERBAHÇE : (3 - 2)